Aykut Baş'ı Takip Edin

Sosyal Medya Hesapları ; Facebook, Twitter, Instagram : @aykutbas40

Kitapları Hakkında

Aykut Baş'ın kitapları hakkında kısa bilgilendirme...

Derviş Sıddık

Derviş Sıddık

Derviş Sıddık, diyar diyar gezdikten sonra uğradığı son köyde karşılaştığı Mahmut Efendi ile sıkı bir dostluk kurmuştu. Mahmut Efendi, evladı gibi sahiplendiği Sıddık ve köyün delisi Abdurrahman’a ne biliyorsa öğretti. Üç büyük cevher küçük bir köyde yaşayıp aralarındaki muhabbet ile doğruyu ve ibadeti kendilerine yoldaş bildiler.

21. Yüzyıl Hafiyesi "Pişmandar"

21. Yüzyıl Hafiyesi "Pişmandar"

Necdet küçük bir şehirde inzivaya çekilmiş tecrübeli bir istihbarat görevlisidir. Bir sabah uyandığında küçük bir görevin kendisine verilmesi ile macerası başlar. İlk başlarda sakin bir soruşturma yürüten Necdet, olayların detaylarına ulaştıkça görevin sandığından daha önemli olduğunu fark eder.

YAKINDA!

YAKINDA!

Aykut Baş'ın yeni kitabı yakında yayında...

Programlardan

Katıldığım son programlar

Okurlardan yorumlar

Son yazıma gelen en iyi yorum. (Gerilimin Arka Kapısı başlıklı)

img

Bu danışıklı dövüş hiç de yabancı gelmiyor, özellikle de bizlere.....

Faruk - Okur

Güncel Yazılar

Aykut Baş ın yayınlanmış son yazıları

Tarafsızlık ve Medya Bağlamında Yaşanan Problemler

Medyanın tarafsız olması düşüncesi neredeyse gazetelerin varoluşu ile eşdeğer bir geçmişe dayanıyor. Ancak bu düşünce en güçlü çağını Liberal kuram ile birlikte yaşamıştır. Liberal kuramın özgürlükçü düşüncesi, medyanın da özgür ve tarafsız olması düşüncesini güçlendirmiş ve hayatımıza daha fazla sokmuştur.  İlk etapta tarafsızlık bir başarı gibi görülse de bu yayınların içerisine zamanla fikri ve ideolojik içerikler çıkar çatışmaları neticesinde dahil olmuştur. Günümüzde medyanın tarafsızlık dan dem vuran yayınları yalnızca göz boyama olarak adlandırılabilecek yayınlardır.

Mesleki açıdan tarafsızlık kavramı günümüzde gazetecilerin en fazla arkasına saklandığı etik kural olsa da. Pratikte ne yazık ki tarafsızlık sadece bir kelime olarak kalmakta. Gazeteciler tarafsızlık ilkesine sürekli vurgu yapmalarına rağmen gerek duruşları gerekse haberi yeniden inşa etme süreçlerinde kişisel ideoloji ile medya kuruluşunun konumu haberin şekillenmesi sürecine etki eden faktörler olmaktadır.

Ne yazık ki mesleki pratiklerde tarafsızlık ilkesi yerini çıkar ilkesine bırakmakta. Medya organlarının yayın politikaları ve siyasi yada kamuoyu üzerinde etkisi olan gruplar ile olan ilişkileri haber süreçlerini de etkileyen önemli bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Bir medya organı iyi ilişkileri bulunan finansal destek aldığı ideolojik kuruluş yada bir sektörde faaliyet gösteren şirket hakkında olumsuz haber yayımlamaktan olabildiğince kaçınmaktadır. Hatta bu tip haberler karşısında bazı durumlarda olumsuz haberlerin karşısında övgü haberleri yayımlayarak ilgili grup yada firmaya sahip çıkma derecesine varan bir yayın politikasının izlenebildiği görülmekte.

Bugün Türkiye’de “MEDYA” genel olarak siyasal bir bölünüm yaşayıp ideolojiler üzerinde şekillenmiş gibi gözükse de bu görüntünün arka planında yine çıkar ilkesi yatmakta. Siyasi ideolojilerin yayın organı gibi hareket eden medya organlarının rüzgarın ters esmesi durumunda yayın politikalarını hızla yeni düzene ayak uyduracak şekle çevirecekleri gün gibi ortadadır. Öyle ki bazen bir siyasi ideolojinin kalesi konumuna gelmiş bir yayın organında çıkar nedeniyle bir süre önce şiddetle karşı çıkılan bir olay yada proje için gerçekleştirilen sert yayınlar kısa sürede sonlandırılıp, izleyicilere bu gündem unutturulurken, çıkar doğrultusunda savunmacı bir yayın politikasının hayata geçmeye başladığı görülebilmektedir.

Nitekim medyanın bu hali yalnızca patronlar yada gazetecilerden kaynaklanmamaktadır. İzleyicilerde bu sürece etki eden en önemli unsurlardan birisidir. Zira izleyiciler izledikleri yayınlarda fikir ve ideolojik yaklaşımlarına zıt içeriklerle karşılaştıklarında kaçınma yolunu seçmekte ve medya organından uzaklaşmaktadır. Bilinçli olarak ideoloji veya fikirlerini destekleyecek yayınları daha fazla ve dikkatle takip etmektedirler. Bu talepte medya organlarının kör destekleyici tavrını meşrulaştıracak zemini oluşturmaktadır.

Gerçeklik ve doğruluk / haber ve yorum kıyaslaması

Gerçeklik ve doğruluk bir gazetecinin en temel vasıflarından birisi olmalıdır. Bir gazeteci olarak haberde kullandığınız içeriği doğru ve nesnel olarak sunmanız gerekirken, aynı zamanda habere konu olan kişi yada kurumların görüşlerini de doğru bir şekilde aktarmanız gerekir.  Bir gazetecinin itibarının temelini doğruluk oluşturmaktadır. Bir gazeteci ne kadar güvenilir ve doğru olursa toplum ve kamu nezdinde sözüne itibar edilen ve yazdıkları ile yön verebilen bir konuma gelebilir.

Bu nedenle bir gazeteci gerçekçi ve doğru olmalıdır. Okurları yada izleyicilerinin ulaşamadığı bilgilere onlar için ulaşır ve bu topladığı bilgileri okuyucu yada izleyicileri için ulaşılabilir kılmakla yükümlüdür. Siz onlara bu bilgilere sağlarken onları kandırmayacağınızı yada yanıltmayacağınızı yazılı bir metin olmadan onaylamış ve imzalamış sayılırsınız.

Bir gazeteci olarak doğruluk ilkesinden asla taviz vermemelisiniz. Bir gazeteci olaylar karşısında fikirlerini dışarıda tutabilmelidir. Olayları ideolojik ve menfi fikirlerinden arındırıp en doğru ve sade haliyle okurlarına iletmelidir.

Haber yazım sürecinde olaya yönelik kullanılan dil ve bakıldığı açı haberi yazan muhabir, üzerinde düzenleme yapan editör ve genel yayın yönetmeninin düşünsel fikirleri ve medya kurumunun yayın politikası çevresinde şekillenmektedir. Haber de gerçeklik olayın doğrudan yansıtılmasının dışında olayın okuyucu yada izleyiciye aktarılmasında görev alan kişiler ve ilgili yayın organının politikası çerçevesinde var olan gerçekliğin yeniden inşa edildiği bir süreçtir. Bu nedenle habere yönelik medya kuruluşları arasında bakış açısına göre birbirinden farklı değerlendirmeler görülür.

Haberde gerçekliğin yeniden inşası sürecinde eğer muhabir yada diğer etki mercileri haberin içerisine gerçeğin dışında kendi düşüncelerini de katarlarsa bu durum da haber salt gerçekliğin dışında artık yazarının yada yayınlayan kurumun olaya karşı yorumu olarak konumlanır.

Gazetecilerin mesleki kimlik sorunları bağlamında değerlendirilmesi.

Liberal kurama göre iletiler serbest bir pazar ortamında alınıp satılan bir meta olarak görülmektedir. Bu sistem temelde hiçbir kısıtlama ve ön koşul bulunmamasını ve herkesin bir kısıtlama yada ön koşul olmaksızın medya alanına girebileceğini savunur.

Herkesin istediği gibi girebildiği medya sisteminde bireylerin seçme eylemi ile iyi iletileri kendileri bilinçli olarak seçip yönelerek bu iletileri alacakları.  Kötü ve zararlı iletileri ise tercih etmeyecekleri için bu iletilerin pazarda yer edinemeyip alanı terk edeceği ön görülmektedir.

Ancak bu anlayışın bazı sorunlar getirdiği de görülmekte. Bunlardan birincisi tekelleşme tehdidi. Medya organlarının tamamen özgür ve bireye ait olarak şekillenmesi durumunda zamanla en güçlü olanın diğer medya organlarını kendi bünyesine katarak alanda tekelleşebilmesi söz konusu olabiliyor.

Medyanın birinci vazifesi olan kamuoyu adına denetim görevi bireyselleşme ile birlikte kar odaklı düzen nedeniyle ikinci planda kalmaktadır. Medya organları topluma karşı olan sorumluluklarını yerine getirmek yerine, sermayesinin sahibi olan kişiler adına faaliyet gösterip bu amaçlar doğrultusunda yayın politikaları belirlemekte.

Liberal kuramın her alanda olduğu gibi medya alanında da uygulanmasında kapitalizmin özgürce dolaşımına imkan vermesi ve kamu çıkarları ile patron çıkarlarının yer değiştirip patronların isteklerinin sanki kamuoyunun isteği gibi yansıtılması sorunları ortaya çıkmaktadır.

Gazetecilerin mesleki kimlik sorunları bağlamında Liberal kuram anlayışına göre geliştirilen medya sistemi sorunları çözüme ulaştırmaktan ziyade daha da derinleştirmiştir. Öncelikle bireyselleşip sonrasında holdingleşmiş olan medya organlarında gazeteciler kendi çıkarları ve medya kuruluşunun çıkarları doğrultusunda hareket edip, gazeteci kimliğine yakışmayan çalışmalara imza atmaya başlamışlardır. 

Liberal kuram her ne kadar özgürlük vaat etse de işler uygulamada beklenildiği gibi olmamakta. Gazetecilerin patronlarının çıkarları nedeniyle yeterince özgür bir ortamda çalışamamasının yanında bu durum toplumun gazetecilere olan güvenini de sarsmaktadır.

Güven sarsılmasının neticesinde ise gazeteciler etraflarında toplayabildikleri kitleleri tutmak adına daha fazla sivrilmekte ve haber süreçlerine bu nedenle ideolojik fikir ve düşünceler daha fazla katılmakta. Sivrilmelerin sonucundaysa her medya organı politikası doğrultusunda ideolojik grupları hedeflemekte ve kitleler edinip bu gücü kendi ideolojik amaçları doğrultusunda kullanmaktadır.