Aykut Baş'ı Takip Edin

Sosyal Medya Hesapları ; Twitter ve Instagram : aykutbas40 Facebook : ehaaykutbas

Programlardan

Katıldığım son programlar

Okurlardan yorumlar

Son yazıma gelen en iyi yorum. (Gerilimin Arka Kapısı başlıklı)

img

Bu danışıklı dövüş hiç de yabancı gelmiyor, özellikle de bizlere.....

Faruk - Okur

Güncel Yazılar

Aykut Baş ın yayınlanmış son yazıları

Suriye’de ne işimiz var! – Aykut Baş

Suriye konusunda her yeni kıvılcım çıktığında bir tayfa ortaya atılıp ” Bizim Suriye’de ne işimiz var ” diye bağırıp duruyor. Kardeşim bizim Suriye’de ne işimiz var! Çok işimiz var hemde çok işimiz var.
Suriye’nin iç meselesiydi karışmamalıydık diyorlar. Güzel kardeşim senin UTOPİK hayal dünyanda sanıyorum o insanlar kapına dayanmayacaktı. Yada o terör örgütlerinin aman burası Türkiye diyerek sınırın öbür tarafından bizim tarafa bakmaya bile imtina edeceğini falan mı sanıyordun.
Hendek olaylarında o teröristler nereden geldi?
Suriye tarafından yer altından kazdıkları tüneller ile Türkiye’ye geçerek bizim topraklarımıza tecavüz etmediler mi? Askerlerimizi polislerimizi insanlarımızı ŞEHİT etmediler mi?

Hemen sınırımızın yanında yüzlerce kilometre alanı kapsayan bir terör devleti kurmaya kalkmadılar mı? Türkiye’nin şehirlerini de almaya niyetlenip birbirlerine hedef göstermediler mi? Fransız betonu siperlerden, Amerikan askeri düzenide Alman silahlarıyla bize saldırmadılar mı? Neyin pembe rüyasını görüyorsunuz vallahi merak ediyorum. Teröristlerin yalnızca Suriye’de kalacağını sanan ve olaylara bakmakta özürlü olan insanlara sesleniyorum. Sizin derdiniz ney? Bir kez olsun Türkiye’den yana olun be kardeşim. Amerika’nın Rusya’nın yada başka bir üçüncü ülkenin Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda hareket edeceğini sananlar artık şunu çok iyi anlamalı ” Her ülke ve millet yalnız kendi çıkarı için çalışır ” biz herkese kendimizmiş gibi bakıyoruz. Bu yüzden de hep aldanıyoruz.

Bu gün Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi aslında geçikmiş bir müdahaledir. En başta biz girseydik. Gerekeni biz yapıp onun bunun lafını dinlemeseydik. Bu gün yaşadığımız bu sorunların büyük çoğunluğunu yaşamayacaktık. Biz olayı diplomatik çözelim diye uğraşırken, Rus’u Amerikan’ı bırak elin Kanadalı’sı bile buralara ordusu ile gelip çöreklendi. Bu gün girdiğimiz Suriye’de daha da fazla gecikmeden gerekeni yapıp bu ülkelere siyasal baskı yaparken askeri açıdan da baskımızı göstermeliyiz. Durdurulan Barış Pınarı Harekatı ivedi şekilde yeniden başlamalıdır.

Hep söyledim yine söylüyorum. Masaya oturduğunda sözünün geçmesini istiyorsan ordun sahada tehditkar bir şekilde durmalıdır.

Gerilimin Arka Kapısı – Aykut Baş

Son bir haftamız ABD ve İran gerilimi ile adeta ambargo altına alınmış durumda ve hepimizin aklındaki soru “3. Dünya savaşı çıkıyor mu?”

Kendi kendimize bu soruyu sorarak cevabını almaya çalışıyoruz.

Peki biz bu gerilimin görünen yüzüne odaklanıp savaş çıktı çıkacak diye endişeyle durumu takip ederken, aslında arka planda ne oluyor?

Hafıza defterimizi şöyle biraz geriye sarıp gerilimin tarafı olan iki ülkeye bir bakalım istiyorum. Bu gerilimin başlamasından hemen önce İran büyük protesto gösterileri ile sarsılıyordu. Molla rejimi halk üzerindeki yönetim kabiliyetlerini kaybediyor, adeta İran yeni bir devrim havasına girmek üzere eviriliyordu.

Gerilimin diğer tarafı ABD’ye baktığımızda ise Trump azil süreci ile karşı karşıya kalmış ve yüksek ihtimalle başkanlık koltuğunu elinden kaybetmesi ile sonuçlanacak olan süreci yaşıyordu.

Musul’da DAEŞ bahanesiyle Kasım Süleymani komutasında beraber insanları doğrayan bu iki kutup nasıl oldu da bir anda bu duruma geldi.

ABD askerleri ile kol kola Musul’a giren Süleymani, ABD tarafından neden bunca yıl sonra hedef alındı. Genel ortama baktığımızda iki ülkede kendi içerisinde sıkıntılı bir politik süreç yaşıyordu. Bu süreçte Kasım Süleymani’nin ABD ‘ye seslenerek. “Onlar Ruhani’yi değil beni tehdit etsinler” çıkışı aslında bir arka kapıyı araladı.

Trump azil sürecini atlatmak için ABD’yi yeni bir savaş pozisyonuna çekerken, içeride karışıklıklar yaşayan İran ise aynı şekilde savaş pozisyonunu kullanarak bu gerilimi pasifize etmenin en kolay yöntem olacağını anlamış gibi görünüyor.

Danışıklı dönüşün kamera arkasında neler oldu?

İran Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile savaş pozisyonuna geçti. Böylelikle içeride ki muhalif sesleri bir çırpıda kısı verdi. Zira bu süreçte muhalif sesler yükselmeye devam ederse, muhtemelen tamamı vatan haini ilan edilecek ve akıbetleri kara toprak olacaktır.

ABD’ye gelecek olursak. ABD’de Trump ülkeyi bir savaş gerilimi içerisine sokarak ismi üzerinde yapılan spekülasyonları ve azil sürecini sadece bir operasyon ile ortadan kaldırdı. ABD ve Dünya medyası gözlerini Irak’a çevirdi ve iç işleri unuttu. Böylelikle Trump kendini sağlama almış oldu. İran’ın Süleymani’nin intikamı için ABD üslerini vurması ise savaş naralarını güçlendirecek ve bu oyunu ileri seviyeye taşıyacak yapbozun sadece bir parçasını oluşturuyor.

Vurulan ABD üslerinin uydu görüntülerine baktığımızda üslerde isabet alan yerlerin aslında çokta kritik olmadığı görülebiliyor.  Vurulan bu alanlarda bırakın 80 askeri 10 askeri bir arada öldüremezsiniz.  Kaldı ki İran’ın bu üsleri gerçekten yerle bir edebilecek füzelere sahip olduğu tüm Dünya’nın bildiği bir şey ve İran bu saldırılarda etkisi düşük füzeleri tercih etmiş. Burasıda bir soru işareti hak ediyor.

Nitekim ABD’nin bu hamle karşısındaki pasif tavrı aslında dikkat çeken önemli bir detay. 

Sona doğru…

Savaşın konuşulduğu bir ortamda kimse iç sorunları ve yönetimin yanlışlarını konuşmaz. Böylesi durumlarda devletlerin milletleri topyekün savaş durumuna odaklanır ve bu konu üzerinde hassaslaşır. Aslında klasik bir metotdur ama işede yarar… 

Konuyu neticeye başlayacak olursak. Arka kapıdan çıkıpta olaya geniş pencereden baktığımızda adeta bir birleri ile danışıklı kapışmalarını izliyoruz gibi gözüküyor. Bu süreç gerçek bir savaşa evrilir mi? Orası elbette ki muallakta, nitekim karşımızda çıkarları için gözü dönmüş iki devlet var.  

Vizyonunuzu – Aykut Baş

Dün büyük bir gurur yaşadık. Devrim otomobillerinden  60 yıl sonra yeniden kendi otomobilimizi üretmek için yola çıktık. Dün ilk prtotipleri gördük ve gurur duyduk. Teknolojisi ve tasarımı konusunda her göreni kendine hayran bırakan bir başarıyı gördük. 

Gelin görün ki! kendisini yalnızca muhalefet etme cahiliyetine hapis etmişler bu girişimide küçümseyip kötülemek için ellerinden geleni yapmaya başladılar. 

Birileri çıktı ; “İtalyan otomobilleri geldi. Kaputuda var”  gibisinden mesajlar ile kendi kendilerine üretmek zekasından uzak olduklarını açık ettiler. Bu elemanların kafalarına kalırsak o vakit TESLA’da Türk otomobili oluyor. Neden çünkü TESLA’nın çizimlerinde çalışan Türk’lerde var.

Üretmenin ne demek oldunu bir öğretemedik şunlara… 

Sonra bir diğeri çıkmış. “Kardeşim hani fabrikası bunun Erdoğan binsin diye bir tane araba yapmışlar ” diyor. Diyecek çok söz varda söylenemiyor. Bu adama Dünya’nın neresinde ne üreteceğini tam olarak ortaya koymadan fabrikasını kuran bir girişim gördün mü diye sormak istiyorum. Fabrika dediğin bildiğin işi seri üretime geçirmek için kurulur. Geliştirme aşamasına ARGE denir. Araştırma Geliştirme sürecinde ürünü ortaya koyarsın. Biz bunu üreteceğiz dersin ve fabrikayı bu ürünü en hızlı ve seri üretebilecek şekilde yapılandırır ve kurarsın. 

Devrim’i başarısızlığa sürükleyen kadroların çocukları bu gün TOGG’un başarısınıda gölgelemek için çabalıyorlar. Üzülüyorum! isimleri Türk ceplerinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan bu insanların Batı gözlüğü ile kendi toplumlarına bakmalarına üzülüyorum. 

Halkından kopuk kendini AYDIN adleden, kendini GAZETECİ adleden bu kopukları gördükçe üzülüyorum. Bu milleti hep aşağılık gören, yapılan iş kendine fayda sağlamıyorsa onu lekeleyen bu zihniyeti gördükçe üzülüyorum. 

Son bir ricam olacak. Artık bir yok olun, artık şu ülkenin sırtından inin ve sahiplerinizin kuçağına koşun Allah aşkına…

Türkiye’nin Otomobili inşaallah tam şarjla ilerleyecek. 2022’de piyasada yerini alıp Dünya’yı bir Türk firması ile tanıştaracak. Bu güzelliklerden bir tanesinin de benim olmasını çok isterim.