Arşiv Kasım 2019

Biraz insanlık alır mıydınız? – Aykut Baş

Mümin müminin kardeşidir diyen bir dinin mensupları hangi ara bu hale geldi. Aksaray’da otizmli çocukları yuhalayan o insan görünümlüleri görünce insanlığı daha fazla sorgulamaya başladım.

Sahi biraz insanlık alır mıydınız?

Toplumumuz sokaklarda kime patlayacağı belli olmayan serseri mayın gibi geziyor. Bir birimize karşı saygı ve sevgiden neden bu kadar yoksun kaldık.

En basit örneği ile toplumsal olarak yapmamız gereken ahlâki davranışlardan dahi yoksun kalmayı nasıl başardık. 

Hepimiz çok bilmişiz. Yok şu şöyle olur mu? Bu böyle olur mu? diyerek öğütler ve eleştiriler vermeyi çok seviyoruz. Eli deynek ile döven bizler, bir kez olsun kendimize bakıyor muyuz? 

Kaçınız elinde bir çöp olduğunda onu elinde yada cebinde bir çöp konteynırı bulana kadar bekletiyor. Yada kaçınız oturduğunuz bir ortamdan kalkarken kirlettiğiniz çevrenizi sizden sonra gelecekleri düşünüp temizliyorsunuz?

Bir örnek vermek istiyorum. İlim yuvası dediğimiz üniversitelerin kantinlerinde, ilim öğrencileri olarak yer alan, artık yetişkin bir birey olan gençlerimizin oturdukları masadan en ufak bir temizlik yapmadan kalkması ne acıdır.  En azından ahlâki açıdan kendisinden sonra gelecekleri düşünüp, o masayı onlara temiz bırakmayı düşünmeyecek yada düşünemeyecek kadar bilinçten uzak yetiştirmişsek.

Allah aşkına deyin hele bu geçlerin yer olacağı toplum ne kadar düzgün olabilir. Daha temizlik denen temel bir ihtiyacı düşünmeyen bir kişilik topluma ne verebilir. 

Basit insanlık gerektiren işleri bile yapmazken, ötekileştirmeye, kin gütmeye, nefrete , zarar vermeye ve gönül kırmaya iş gelince hüner konusunda yarışır oluyoruz. 

Ağızdan çıkan bir kelâmın bir gönlü harap edip yıkabileceğini bilirken, hiç düşünmeden kötü sözleri kusuyoruz.  Saygı ve sevgiyi gömerken kin ve nefreti yeşertiyoruz. Artık kendimize bir gelsek mi? 

Kısaca artık biraz da olsa “insanlık alır mıyız?”

Dava meselesi değil koltuk davası – Aykut Baş

Kimilerinin derdi hizmet etmek değil, bulunduğu şehri ele geçirmek. Aç gözlülükleri ile her yer bizim olsun diyorlar. Türlü oyunlar, türlü planlar yapıyorlar. Bunların ki dava meselesi değil, koltuk davasıdır dostlar. 

Deri makam koltuğuna aşık olanlar, bu koltuklara kök salıp küçük sultan olma derdine düşenlerin unuttukları bir şey var. 

Cumhuriyet! sultanların değil millet hizmetkârlarınındır. Davası koltuk olanın sonu millet nezdinde çöplük olur. Bu millet hiç bir zaman yanlışa düşmemiş, hep doğru olanı geçte olsa görmüş ve değerli kılmıştır.

Yine öyle olacaktır.

Makamzadeler ne kadar kök salarsa salsınlar, sonunda millet testeresi ile budanacak o koltuklardan def edileceklerdir. 

Kendi cebi, makamı ve hırsı peşine düşüp herşeyi ve her yolu kendine mübah gören koltuk davalıları, elbet bir gün yanlış yola düşdüklerini, yanlışa meyil ettiklerini anlayacaklardır. Ancak o gün has dava binasının son kolonunu da kestikleri gün olacak ve altını oydukları dava bilinci tepelerine çöküp sonları olacaktır. Ülkemiz genelinde ne yazık ki bu vaziyeti görebiliyoruz. 

Keşke erdemli bir şekilde ben değil de biz diyebilseler ve ben şehrim için çalışacağım düsturu ile şehri için hayali ve ideali olan herkesi toplayıp, hak ile makam için yarışsalar. Ama siyaset dediğin ne yazık ki ne kadar temiz yapmaya kalkarsan kalk, leş kargalarının saldırısına seni elbet bir gün maruz bırakıyor.

Hep söyledim yine söylüyorum. Ak Parti AKP’lilerin eline geçmiştir ve acilen temizlenmelidir. Eski dava erleri nerede sorusu artık sorulmalı ve onlarla hakkatli istişareler yapılmalıdır.

En azından son kalelerde yıkılmadan yapılması lazım…

Hayırlısı olsun. Geç olmadan en hayırlısı olsun. 

Küresel Medya Tekeli ve Türkiye’ye Yönelik Dezenformasyon – Aykut Baş

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte Küresel Medya’nın tekelleşmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı açıkça görüldü.

Tüketim ekonomisi modeli ile her geçen gün daha fazla üretim ve daha fazla tüketim ihtiyacının artması ile birlikte üretilenlerin küresel anlamda pazarlanması ve sömürü odaklı bu sistemin çıkarları doğrultusunda halk kitlelerinin yönlendirilmesi amacı ile medya sektörü önemli bir propaganda ve dezenformasyon aracı olarak ön plana çıkmakta.

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte küresel medya tekelinin operasyonu, yabancı toplumlara özellikle Avrupa ve Amerika toplumuna Türkler ve Kürtler’in savaşı şeklinde yansıtma amacında olması ve dezenformatik bilgiyi bolca kullanması, bu bölgelerde bulunan toplumlarda istenilen algının inşa edilmesini sağlamakta ve neticede devletlerin politik adımlarının zemin dayanağı oluşturulmakta.

ABD merkezli şirketler tarafından, operasyonun ilk anlarından itibaren Türkiye dışına yönelik olarak yabacı dillerde, Türkiye’nin haklı operasyon gerekçelerini yayınlayan hesapların kısıtlanması ve kapatılması yolu ile doğru bilgi baskılanırken, dezenformasyona dayalı yanlış bilgi içeren paylaşımların yayıldığı hesapların ilgili platformlarca kısıtlanmalara maruz kalmadan serbestçe dolaşıma sokulması, ülkemizin bilişim alanında acil adımlar atarak uluslararası toplumlara ulaşabilmek için yeni güç olan “interneti” yönlendirebilecek potansiyele sahip küresel aktörleri ortaya çıkartması gerekliliğinin bir kez daha gözler önüne serilmesine vesile oldu.

Avrupa’da medyanın tamamının propagandist bir yaklaşımla verdikleri bilgiler Hükumetlerin politik olarak terör unsurlarının yanında yer almasının meşrulaştırılması ve bu kararların toplum nezdinde kabul görmesi için ciddi ve yoğun bir şekilde sunulmakta.

74 Kıbrıs barış harekatında Türkiye’ye yönelik durdurma girişimlerinin netice vermemesi sonrası başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye yönelik ambargo kartını çekmesi girişimi Barış Pınarı Harekatı ile birlikte yeniden devreye sokuldu. Ambargo kararlarının alınması için medya önemli bir misyonu üstlenerek zemin inşasında görev alıyor.

Avrupa ve ABD medyası tarafından haberin gerçekliğinin inşası süreci tamamen politize bir sansür ve baskıya uğramakta ve bunun sonucu olarak terör örgütü ve yaptıkları görmezden gelinerek Türkiye baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Ne yazık ki Türk medyası ve alternatif medya kaynakları doğru bilginin yayılması için gereken güce sahip değiller ve ulaşabildikleri kısıtlı kitleye de Türkiye’nin haklı müdafaasını anlatma kabiliyetinden yoksunlar. Operasyon başlamadan önce zemin inşası görevini üstlenerek Dünya’ya Türkiye’nin müdafaa hakkını duyurmaları gerekirken. Bizim medyamız dışarıya karşı kör kalmış ve operasyonun başlaması ile birlikte bu körlüğün neticelerinin ortaya çıkması ile birlikte medyamız dışarıya yönelik gözlerini açmak istemiş olsada ne yazık ki operasyonun 6. Gününe gelinmiş olmasına rağmen gerekli bilgi akışı etkili bir şekilde halen sağlanamamakta.

Sahada elde edilen kazanımlar ne üzücüdür ki küresel anlamda güçlü bir medya propagandası ile meşrulaştırılamadığı için haliyle egemen medyanın pompaladığı işgal dezenformasyonu rüzgarı Dünya genelinde başarıyla esiyor.

Bu süreçte ülkemiz güçlü bir alternatif medya aracının ortaya çıkması için medya lobisi yaparak egemen medya içerisinde yer edinmiş yabancı bireyleri devşirmelidir.

Yıllardır ülkemize yönelik uygulanan “Kuş Yumurtası Üretme” taktiği ülkemiz tarafından özellikle Batı dünyasına yönelik olarak uygulanmalıdır

Barış Pınarı Harekatına Giden Süreç ve Amaçlar – Aykut Baş

Türkiye Amerika Birleşik devletlerinin uzun zamandaır terör örgütü PKK ve uzantılarına yönelik açık desteğini dillendirmekte ve muhattaplarından bu desteğin sonlandırılmasını talep etmekte. Ancak ABD gözümüzün içine baka baka teröre destek  vermeye devam etti.

Kamuoyunda ABD ile güvenli bölge görüşmeleri amacıyla masaya oturulma sürecinde yoğun bir tepki oluşsa da bu yola girildi. Bunun devlet nezdinde ilerleyen süreçte uygulanacak keskin politikalar için uygun zeminlerin oluşturulması amacıyla yapıldığı kanaatindeyim.

Neticede ABD ile masaya oturuldu ve bir karar alındı. Alınan karar doğrultusunda askeri ve politik tüm hamleler yapıldı. Ancak ABD bölgede Türkiye’den çok kendi güdümünde ve istediği gibi savaştırabileceği milis güçlerin olmasını istiyor. Bu amaçla da PKK ve uzantılarına destek vermeyi sürdürüyor. Bu süreçte de varılan mutabakat çerçevesinde Türkiye oyalanarak terör unsurlarına zaman kazandırılmaya çalışıldı.

Ancak Türkiye bu süreçte ABD’nin bölge üzerinde ortak uçuş yapma, bölgede devriye atma gibi oyalama taktikleri sırasında olası operasyon sahasını güvenli bir şekilde tespit ve teşhir etme olanağını kullanmayı ihmal etmedi.

Neticede ABD ile mutabakat adı altında bölge deki terör unsurlarının konumları tanımlanırken, operasyonun gerçekleştirilmesi için gereken lojistik destek ve yığınak sınır bölgesinde yapıldı.

85 bin civarında personel ve buna ek olarak 20 bin civarında ÖSO unsuru eğitimden geçirildi ve bölgenin çevresine

konumlandırıldı.

Barış Pınarı Harekatının Amaçları

Türkiye Barış Pınarı harekâtı ile bölgede kurulmak istenen terör devleti yapısını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Bölgede terör baskısı nedeniyle gittikçe artan huzursuzluğun yol açacağı olası göçü engellemek istiyor.

Neredeyse 10 yılını geride bırakan Suriye iç savaşının sonlanmasının sağlanması için ülke içerisinde yayılan siahlı milis grupların artık ortadan kaldırılması ve masaya oturacakların keskin bir şekilde belirlenmesini istiyor.

Operasyonun yapılmasında en önemli etkenlerden biriside artık ekonomiye ağır gelmeye başlayan sığınmacı yükünün azaltılması ihtiyacı. Bölgenin temizlenmesi ile Türkiye Fırat’ın doğusunda yaklaşık 2 milyon sığınmacının yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlamasını amaçlıyor.

Operasyonun sonucunda elde edilecek kazanımları ise şu şekilde sıralabiliriz.

877 km’lik Suriye sınırı güvenli hale getirilerek sınır köy ve şehirlerimiz güvence altına alınacak.

2 milyona yakın sığınmacı yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlayacak.

Suriye sorununda Türkiye’nin konumu daha fazla güçlenecek.

Büyüyen ve güçlenen terör tehdidinin büyük bir kısmı bertaraf edilecek ve bu örgütlere sağlanan silah ve ekipman yardımları ellerinden alınmış olacak.

Ülkemiz üzerindeki göç baskısı azalacak.

Ekonomik açıdan baktığımızda da yeniden inşa süreci Türk inşaat sektörünü yeniden domino edecek bir hareket sağlayacaktır.