Gerçeklik ve doğruluk / haber ve yorum kıyaslaması

Gerçeklik ve doğruluk bir gazetecinin en temel vasıflarından birisi olmalıdır. Bir gazeteci olarak haberde kullandığınız içeriği doğru ve nesnel olarak sunmanız gerekirken, aynı zamanda habere konu olan kişi yada kurumların görüşlerini de doğru bir şekilde aktarmanız gerekir.  Bir gazetecinin itibarının temelini doğruluk oluşturmaktadır. Bir gazeteci ne kadar güvenilir ve doğru olursa toplum ve kamu nezdinde sözüne itibar edilen ve yazdıkları ile yön verebilen bir konuma gelebilir.

Bu nedenle bir gazeteci gerçekçi ve doğru olmalıdır. Okurları yada izleyicilerinin ulaşamadığı bilgilere onlar için ulaşır ve bu topladığı bilgileri okuyucu yada izleyicileri için ulaşılabilir kılmakla yükümlüdür. Siz onlara bu bilgilere sağlarken onları kandırmayacağınızı yada yanıltmayacağınızı yazılı bir metin olmadan onaylamış ve imzalamış sayılırsınız.

Bir gazeteci olarak doğruluk ilkesinden asla taviz vermemelisiniz. Bir gazeteci olaylar karşısında fikirlerini dışarıda tutabilmelidir. Olayları ideolojik ve menfi fikirlerinden arındırıp en doğru ve sade haliyle okurlarına iletmelidir.

Haber yazım sürecinde olaya yönelik kullanılan dil ve bakıldığı açı haberi yazan muhabir, üzerinde düzenleme yapan editör ve genel yayın yönetmeninin düşünsel fikirleri ve medya kurumunun yayın politikası çevresinde şekillenmektedir. Haber de gerçeklik olayın doğrudan yansıtılmasının dışında olayın okuyucu yada izleyiciye aktarılmasında görev alan kişiler ve ilgili yayın organının politikası çerçevesinde var olan gerçekliğin yeniden inşa edildiği bir süreçtir. Bu nedenle habere yönelik medya kuruluşları arasında bakış açısına göre birbirinden farklı değerlendirmeler görülür.

Haberde gerçekliğin yeniden inşası sürecinde eğer muhabir yada diğer etki mercileri haberin içerisine gerçeğin dışında kendi düşüncelerini de katarlarsa bu durum da haber salt gerçekliğin dışında artık yazarının yada yayınlayan kurumun olaya karşı yorumu olarak konumlanır.

Şimdi paylaş

Bizi boş vermişlik öldürecek! – Aykut Baş

Sokağa çıkma yasağı var. 13 arkadaş bir araya gelmiş dışarıda geziyorlar.

Belediye ve Camii hoparlörlerinden virüs tehlikesi geçmiş değil lütfen evinizde kalın deniyor. Kadın eline piknik sepeti almış parka gidiyor.

Sosyal mesafe ve maske kullanın uyarıları yapılıyor. Dışarı bakıyorsun. Maske takan insanı nadiren görebiliyorsun.

AVM’ler en tehlikeli noktalar buralara gitmeyin deniyor. Bir bakmışsın kapısında insanlar sıra olmuş.

Bizi virüs değil, boş vermişlik öldürecek.

Hep toplumumuzun eğitim oranı yükseliyor, yükseldi diye övünüyoruz. Ne yazık ki bir insanın üniversite mezunu olması onun bilinçli bir birey olduğu anlamına gelmiyor. Yüksek lisanslar, doktoralar yapmış ama toplum olma bilincinden mahrum kalmış binlerce cahil dolaşıyor sokaklarda.

Sanırım 2. Dünya savaşı sonrasında Dünya’da bu tip bir felaketin yaşanmaması insanları büyük bir rahatlığa alıştırmış. İnsanlar kısıtlamalar ve tehditler karşısında da rahatlarından vazgeçmiyorlar.

Şahsi olarak ben iki dakika dışarıda boşa zaman geçirsem aman hata ediyorum deyip kendime kızıyorum. İnsanların emeklerine ve çabalarına karşı ihanet ediyormuş gibi bir hissiyata kapılıyorum. Peki, sizde hiç mi bu düşünce oluşmuyor? Hiç mi rahatsız olmuyorsunuz?

Oturun evinizde kardeşim. Bugün oturmazsanız yarın ya toprak altında yatacaksınız yada çok daha uzun süre eve hapis olmak zorunda kalacaksınız. Biraz ciddiyet, biraz düşünce, biraz toplumu düşünebilme erdemliliği lütfen.

İlla bir kurala uymak için devletin katı kurallar koymasını mı beklemeliyiz. İlla 81 ile de hayatı kısıtlayıcı sokağa çıkma yasakları mı gelmeli?

Şimdi paylaş