Bizi boş vermişlik öldürecek! – Aykut Baş

Sokağa çıkma yasağı var. 13 arkadaş bir araya gelmiş dışarıda geziyorlar.

Belediye ve Camii hoparlörlerinden virüs tehlikesi geçmiş değil lütfen evinizde kalın deniyor. Kadın eline piknik sepeti almış parka gidiyor.

Sosyal mesafe ve maske kullanın uyarıları yapılıyor. Dışarı bakıyorsun. Maske takan insanı nadiren görebiliyorsun.

AVM’ler en tehlikeli noktalar buralara gitmeyin deniyor. Bir bakmışsın kapısında insanlar sıra olmuş.

Bizi virüs değil, boş vermişlik öldürecek.

Hep toplumumuzun eğitim oranı yükseliyor, yükseldi diye övünüyoruz. Ne yazık ki bir insanın üniversite mezunu olması onun bilinçli bir birey olduğu anlamına gelmiyor. Yüksek lisanslar, doktoralar yapmış ama toplum olma bilincinden mahrum kalmış binlerce cahil dolaşıyor sokaklarda.

Sanırım 2. Dünya savaşı sonrasında Dünya’da bu tip bir felaketin yaşanmaması insanları büyük bir rahatlığa alıştırmış. İnsanlar kısıtlamalar ve tehditler karşısında da rahatlarından vazgeçmiyorlar.

Şahsi olarak ben iki dakika dışarıda boşa zaman geçirsem aman hata ediyorum deyip kendime kızıyorum. İnsanların emeklerine ve çabalarına karşı ihanet ediyormuş gibi bir hissiyata kapılıyorum. Peki, sizde hiç mi bu düşünce oluşmuyor? Hiç mi rahatsız olmuyorsunuz?

Oturun evinizde kardeşim. Bugün oturmazsanız yarın ya toprak altında yatacaksınız yada çok daha uzun süre eve hapis olmak zorunda kalacaksınız. Biraz ciddiyet, biraz düşünce, biraz toplumu düşünebilme erdemliliği lütfen.

İlla bir kurala uymak için devletin katı kurallar koymasını mı beklemeliyiz. İlla 81 ile de hayatı kısıtlayıcı sokağa çıkma yasakları mı gelmeli?

Şimdi paylaş

Suriye’de ne işimiz var! – Aykut Baş

Suriye konusunda her yeni kıvılcım çıktığında bir tayfa ortaya atılıp ” Bizim Suriye’de ne işimiz var ” diye bağırıp duruyor. Kardeşim bizim Suriye’de ne işimiz var! Çok işimiz var hemde çok işimiz var.
Suriye’nin iç meselesiydi karışmamalıydık diyorlar. Güzel kardeşim senin UTOPİK hayal dünyanda sanıyorum o insanlar kapına dayanmayacaktı. Yada o terör örgütlerinin aman burası Türkiye diyerek sınırın öbür tarafından bizim tarafa bakmaya bile imtina edeceğini falan mı sanıyordun.
Hendek olaylarında o teröristler nereden geldi?
Suriye tarafından yer altından kazdıkları tüneller ile Türkiye’ye geçerek bizim topraklarımıza tecavüz etmediler mi? Askerlerimizi polislerimizi insanlarımızı ŞEHİT etmediler mi?

Hemen sınırımızın yanında yüzlerce kilometre alanı kapsayan bir terör devleti kurmaya kalkmadılar mı? Türkiye’nin şehirlerini de almaya niyetlenip birbirlerine hedef göstermediler mi? Fransız betonu siperlerden, Amerikan askeri düzenide Alman silahlarıyla bize saldırmadılar mı? Neyin pembe rüyasını görüyorsunuz vallahi merak ediyorum. Teröristlerin yalnızca Suriye’de kalacağını sanan ve olaylara bakmakta özürlü olan insanlara sesleniyorum. Sizin derdiniz ney? Bir kez olsun Türkiye’den yana olun be kardeşim. Amerika’nın Rusya’nın yada başka bir üçüncü ülkenin Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda hareket edeceğini sananlar artık şunu çok iyi anlamalı ” Her ülke ve millet yalnız kendi çıkarı için çalışır ” biz herkese kendimizmiş gibi bakıyoruz. Bu yüzden de hep aldanıyoruz.

Bu gün Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi aslında geçikmiş bir müdahaledir. En başta biz girseydik. Gerekeni biz yapıp onun bunun lafını dinlemeseydik. Bu gün yaşadığımız bu sorunların büyük çoğunluğunu yaşamayacaktık. Biz olayı diplomatik çözelim diye uğraşırken, Rus’u Amerikan’ı bırak elin Kanadalı’sı bile buralara ordusu ile gelip çöreklendi. Bu gün girdiğimiz Suriye’de daha da fazla gecikmeden gerekeni yapıp bu ülkelere siyasal baskı yaparken askeri açıdan da baskımızı göstermeliyiz. Durdurulan Barış Pınarı Harekatı ivedi şekilde yeniden başlamalıdır.

Hep söyledim yine söylüyorum. Masaya oturduğunda sözünün geçmesini istiyorsan ordun sahada tehditkar bir şekilde durmalıdır.

Şimdi paylaş

Gerilimin Arka Kapısı – Aykut Baş

Son bir haftamız ABD ve İran gerilimi ile adeta ambargo altına alınmış durumda ve hepimizin aklındaki soru “3. Dünya savaşı çıkıyor mu?”

Kendi kendimize bu soruyu sorarak cevabını almaya çalışıyoruz.

Peki biz bu gerilimin görünen yüzüne odaklanıp savaş çıktı çıkacak diye endişeyle durumu takip ederken, aslında arka planda ne oluyor?

Hafıza defterimizi şöyle biraz geriye sarıp gerilimin tarafı olan iki ülkeye bir bakalım istiyorum. Bu gerilimin başlamasından hemen önce İran büyük protesto gösterileri ile sarsılıyordu. Molla rejimi halk üzerindeki yönetim kabiliyetlerini kaybediyor, adeta İran yeni bir devrim havasına girmek üzere eviriliyordu.

Gerilimin diğer tarafı ABD’ye baktığımızda ise Trump azil süreci ile karşı karşıya kalmış ve yüksek ihtimalle başkanlık koltuğunu elinden kaybetmesi ile sonuçlanacak olan süreci yaşıyordu.

Musul’da DAEŞ bahanesiyle Kasım Süleymani komutasında beraber insanları doğrayan bu iki kutup nasıl oldu da bir anda bu duruma geldi.

ABD askerleri ile kol kola Musul’a giren Süleymani, ABD tarafından neden bunca yıl sonra hedef alındı. Genel ortama baktığımızda iki ülkede kendi içerisinde sıkıntılı bir politik süreç yaşıyordu. Bu süreçte Kasım Süleymani’nin ABD ‘ye seslenerek. “Onlar Ruhani’yi değil beni tehdit etsinler” çıkışı aslında bir arka kapıyı araladı.

Trump azil sürecini atlatmak için ABD’yi yeni bir savaş pozisyonuna çekerken, içeride karışıklıklar yaşayan İran ise aynı şekilde savaş pozisyonunu kullanarak bu gerilimi pasifize etmenin en kolay yöntem olacağını anlamış gibi görünüyor.

Danışıklı dönüşün kamera arkasında neler oldu?

İran Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile savaş pozisyonuna geçti. Böylelikle içeride ki muhalif sesleri bir çırpıda kısı verdi. Zira bu süreçte muhalif sesler yükselmeye devam ederse, muhtemelen tamamı vatan haini ilan edilecek ve akıbetleri kara toprak olacaktır.

ABD’ye gelecek olursak. ABD’de Trump ülkeyi bir savaş gerilimi içerisine sokarak ismi üzerinde yapılan spekülasyonları ve azil sürecini sadece bir operasyon ile ortadan kaldırdı. ABD ve Dünya medyası gözlerini Irak’a çevirdi ve iç işleri unuttu. Böylelikle Trump kendini sağlama almış oldu. İran’ın Süleymani’nin intikamı için ABD üslerini vurması ise savaş naralarını güçlendirecek ve bu oyunu ileri seviyeye taşıyacak yapbozun sadece bir parçasını oluşturuyor.

Vurulan ABD üslerinin uydu görüntülerine baktığımızda üslerde isabet alan yerlerin aslında çokta kritik olmadığı görülebiliyor.  Vurulan bu alanlarda bırakın 80 askeri 10 askeri bir arada öldüremezsiniz.  Kaldı ki İran’ın bu üsleri gerçekten yerle bir edebilecek füzelere sahip olduğu tüm Dünya’nın bildiği bir şey ve İran bu saldırılarda etkisi düşük füzeleri tercih etmiş. Burasıda bir soru işareti hak ediyor.

Nitekim ABD’nin bu hamle karşısındaki pasif tavrı aslında dikkat çeken önemli bir detay. 

Sona doğru…

Savaşın konuşulduğu bir ortamda kimse iç sorunları ve yönetimin yanlışlarını konuşmaz. Böylesi durumlarda devletlerin milletleri topyekün savaş durumuna odaklanır ve bu konu üzerinde hassaslaşır. Aslında klasik bir metotdur ama işede yarar… 

Konuyu neticeye başlayacak olursak. Arka kapıdan çıkıpta olaya geniş pencereden baktığımızda adeta bir birleri ile danışıklı kapışmalarını izliyoruz gibi gözüküyor. Bu süreç gerçek bir savaşa evrilir mi? Orası elbette ki muallakta, nitekim karşımızda çıkarları için gözü dönmüş iki devlet var.  

Şimdi paylaş

Vizyonunuzu – Aykut Baş

Dün büyük bir gurur yaşadık. Devrim otomobillerinden  60 yıl sonra yeniden kendi otomobilimizi üretmek için yola çıktık. Dün ilk prtotipleri gördük ve gurur duyduk. Teknolojisi ve tasarımı konusunda her göreni kendine hayran bırakan bir başarıyı gördük. 

Gelin görün ki! kendisini yalnızca muhalefet etme cahiliyetine hapis etmişler bu girişimide küçümseyip kötülemek için ellerinden geleni yapmaya başladılar. 

Birileri çıktı ; “İtalyan otomobilleri geldi. Kaputuda var”  gibisinden mesajlar ile kendi kendilerine üretmek zekasından uzak olduklarını açık ettiler. Bu elemanların kafalarına kalırsak o vakit TESLA’da Türk otomobili oluyor. Neden çünkü TESLA’nın çizimlerinde çalışan Türk’lerde var.

Üretmenin ne demek oldunu bir öğretemedik şunlara… 

Sonra bir diğeri çıkmış. “Kardeşim hani fabrikası bunun Erdoğan binsin diye bir tane araba yapmışlar ” diyor. Diyecek çok söz varda söylenemiyor. Bu adama Dünya’nın neresinde ne üreteceğini tam olarak ortaya koymadan fabrikasını kuran bir girişim gördün mü diye sormak istiyorum. Fabrika dediğin bildiğin işi seri üretime geçirmek için kurulur. Geliştirme aşamasına ARGE denir. Araştırma Geliştirme sürecinde ürünü ortaya koyarsın. Biz bunu üreteceğiz dersin ve fabrikayı bu ürünü en hızlı ve seri üretebilecek şekilde yapılandırır ve kurarsın. 

Devrim’i başarısızlığa sürükleyen kadroların çocukları bu gün TOGG’un başarısınıda gölgelemek için çabalıyorlar. Üzülüyorum! isimleri Türk ceplerinde Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan bu insanların Batı gözlüğü ile kendi toplumlarına bakmalarına üzülüyorum. 

Halkından kopuk kendini AYDIN adleden, kendini GAZETECİ adleden bu kopukları gördükçe üzülüyorum. Bu milleti hep aşağılık gören, yapılan iş kendine fayda sağlamıyorsa onu lekeleyen bu zihniyeti gördükçe üzülüyorum. 

Son bir ricam olacak. Artık bir yok olun, artık şu ülkenin sırtından inin ve sahiplerinizin kuçağına koşun Allah aşkına…

Türkiye’nin Otomobili inşaallah tam şarjla ilerleyecek. 2022’de piyasada yerini alıp Dünya’yı bir Türk firması ile tanıştaracak. Bu güzelliklerden bir tanesinin de benim olmasını çok isterim.  

Şimdi paylaş

Toplumumuz şizofren oluyor – Aykut Baş

Sosyal medyanın hayatımıza girişiyle bilgiye daha hızlı ulaştığımız gerçeğini inkar etmek mümkün değil. Ancak sosyal medyanın en büyük dezavantajı asparagas, yani yalan bilgilerin de sunuluyor olmasıdır. İnsanlar bir zamanlar sosyal medyayı kullanırken, acaba doğru mu diye bir sorgulardı. Mesela TV’lere bakardık, çevremize sorardık. Kısaca bilgiyi teyit etme çabasını güderdik.

Son yıllar ile birlikte sosyal medyada ki asparagas furyası önlenemez bir hale büründü. Normal şartlarda bilgi teyit ihtiyacının da bu oranda artması gerekirken gel gör ki çarpık bilgi ne kadar arttıysa insanların teyit etme ihtiyacı da o oranda düştü. Sosyal medyada öyle bir kitle oluştu ki gördüğü her şeyin mutlak doğru olduğuna inanıyor.

Eskiden algıda seçicilik vardı.

Artık ne yazık ki toplumumuzda algıda üreticilik oluştu. Eskiden düşünce yapımıza göre, bize yakın ve bizim isteklerimize uyan bilgileri paylaşıyor ve destekliyorduk.

Artık asparagas furyası ile birlikte algı üreticiliği başladı. Özellikle sosyal medyada yayılan yanlış ve sahtekar bilgileri kendi amaçlarımız doğrultusunda algılıyor ve doğru olarak yayma çabasına giriyoruz.

En basit bir örnek verecek olursak. Sahte Trump hesabının paylaşımının kısa sürede büyük etki üretmesi ve hiçbir akıllının ya bu hesap gerçekten onun mu diye sorgulayıp hesabı inceleme zahmetinde bulunmaması geldiğimiz noktaya ışık tutan en yakın örnektir. Birileri eğlence amaçlı yapılan sahte içeriği ana haber bültenlerine bile konu etti. Kısa sürede atılan tweet’e Türkçe ve İngilizce çok fazla yorum geldi. Hatta sahte hesaba bizim Türkler İngilizce mesajlar dahi attılar.

Kısaca toplum olarak git gide şizofren oluyoruz. Kendi hayal dünyalarımızı gerçekler olarak görmeye meyilli hale gelmiş haldeyiz. Bizi bu hale getiren sorun ise bilinçsiz ve kontrolsüz medya kullanımıdır. Özellikle gençlerimizde tamamen bir bilinçsiz kullanım söz konusu ve bu durumda onların istenildiği gibi yönlendirilmesine imkan sağlıyor.

Şimdi paylaş

Biraz insanlık alır mıydınız? – Aykut Baş

Mümin müminin kardeşidir diyen bir dinin mensupları hangi ara bu hale geldi. Aksaray’da otizmli çocukları yuhalayan o insan görünümlüleri görünce insanlığı daha fazla sorgulamaya başladım.

Sahi biraz insanlık alır mıydınız?

Toplumumuz sokaklarda kime patlayacağı belli olmayan serseri mayın gibi geziyor. Bir birimize karşı saygı ve sevgiden neden bu kadar yoksun kaldık.

En basit örneği ile toplumsal olarak yapmamız gereken ahlâki davranışlardan dahi yoksun kalmayı nasıl başardık. 

Hepimiz çok bilmişiz. Yok şu şöyle olur mu? Bu böyle olur mu? diyerek öğütler ve eleştiriler vermeyi çok seviyoruz. Eli deynek ile döven bizler, bir kez olsun kendimize bakıyor muyuz? 

Kaçınız elinde bir çöp olduğunda onu elinde yada cebinde bir çöp konteynırı bulana kadar bekletiyor. Yada kaçınız oturduğunuz bir ortamdan kalkarken kirlettiğiniz çevrenizi sizden sonra gelecekleri düşünüp temizliyorsunuz?

Bir örnek vermek istiyorum. İlim yuvası dediğimiz üniversitelerin kantinlerinde, ilim öğrencileri olarak yer alan, artık yetişkin bir birey olan gençlerimizin oturdukları masadan en ufak bir temizlik yapmadan kalkması ne acıdır.  En azından ahlâki açıdan kendisinden sonra gelecekleri düşünüp, o masayı onlara temiz bırakmayı düşünmeyecek yada düşünemeyecek kadar bilinçten uzak yetiştirmişsek.

Allah aşkına deyin hele bu geçlerin yer olacağı toplum ne kadar düzgün olabilir. Daha temizlik denen temel bir ihtiyacı düşünmeyen bir kişilik topluma ne verebilir. 

Basit insanlık gerektiren işleri bile yapmazken, ötekileştirmeye, kin gütmeye, nefrete , zarar vermeye ve gönül kırmaya iş gelince hüner konusunda yarışır oluyoruz. 

Ağızdan çıkan bir kelâmın bir gönlü harap edip yıkabileceğini bilirken, hiç düşünmeden kötü sözleri kusuyoruz.  Saygı ve sevgiyi gömerken kin ve nefreti yeşertiyoruz. Artık kendimize bir gelsek mi? 

Kısaca artık biraz da olsa “insanlık alır mıyız?”

Şimdi paylaş

Dava meselesi değil koltuk davası – Aykut Baş

Kimilerinin derdi hizmet etmek değil, bulunduğu şehri ele geçirmek. Aç gözlülükleri ile her yer bizim olsun diyorlar. Türlü oyunlar, türlü planlar yapıyorlar. Bunların ki dava meselesi değil, koltuk davasıdır dostlar. 

Deri makam koltuğuna aşık olanlar, bu koltuklara kök salıp küçük sultan olma derdine düşenlerin unuttukları bir şey var. 

Cumhuriyet! sultanların değil millet hizmetkârlarınındır. Davası koltuk olanın sonu millet nezdinde çöplük olur. Bu millet hiç bir zaman yanlışa düşmemiş, hep doğru olanı geçte olsa görmüş ve değerli kılmıştır.

Yine öyle olacaktır.

Makamzadeler ne kadar kök salarsa salsınlar, sonunda millet testeresi ile budanacak o koltuklardan def edileceklerdir. 

Kendi cebi, makamı ve hırsı peşine düşüp herşeyi ve her yolu kendine mübah gören koltuk davalıları, elbet bir gün yanlış yola düşdüklerini, yanlışa meyil ettiklerini anlayacaklardır. Ancak o gün has dava binasının son kolonunu da kestikleri gün olacak ve altını oydukları dava bilinci tepelerine çöküp sonları olacaktır. Ülkemiz genelinde ne yazık ki bu vaziyeti görebiliyoruz. 

Keşke erdemli bir şekilde ben değil de biz diyebilseler ve ben şehrim için çalışacağım düsturu ile şehri için hayali ve ideali olan herkesi toplayıp, hak ile makam için yarışsalar. Ama siyaset dediğin ne yazık ki ne kadar temiz yapmaya kalkarsan kalk, leş kargalarının saldırısına seni elbet bir gün maruz bırakıyor.

Hep söyledim yine söylüyorum. Ak Parti AKP’lilerin eline geçmiştir ve acilen temizlenmelidir. Eski dava erleri nerede sorusu artık sorulmalı ve onlarla hakkatli istişareler yapılmalıdır.

En azından son kalelerde yıkılmadan yapılması lazım…

Hayırlısı olsun. Geç olmadan en hayırlısı olsun. 

Şimdi paylaş

Küresel Medya Tekeli ve Türkiye’ye Yönelik Dezenformasyon – Aykut Baş

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte Küresel Medya’nın tekelleşmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı açıkça görüldü.

Tüketim ekonomisi modeli ile her geçen gün daha fazla üretim ve daha fazla tüketim ihtiyacının artması ile birlikte üretilenlerin küresel anlamda pazarlanması ve sömürü odaklı bu sistemin çıkarları doğrultusunda halk kitlelerinin yönlendirilmesi amacı ile medya sektörü önemli bir propaganda ve dezenformasyon aracı olarak ön plana çıkmakta.

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte küresel medya tekelinin operasyonu, yabancı toplumlara özellikle Avrupa ve Amerika toplumuna Türkler ve Kürtler’in savaşı şeklinde yansıtma amacında olması ve dezenformatik bilgiyi bolca kullanması, bu bölgelerde bulunan toplumlarda istenilen algının inşa edilmesini sağlamakta ve neticede devletlerin politik adımlarının zemin dayanağı oluşturulmakta.

ABD merkezli şirketler tarafından, operasyonun ilk anlarından itibaren Türkiye dışına yönelik olarak yabacı dillerde, Türkiye’nin haklı operasyon gerekçelerini yayınlayan hesapların kısıtlanması ve kapatılması yolu ile doğru bilgi baskılanırken, dezenformasyona dayalı yanlış bilgi içeren paylaşımların yayıldığı hesapların ilgili platformlarca kısıtlanmalara maruz kalmadan serbestçe dolaşıma sokulması, ülkemizin bilişim alanında acil adımlar atarak uluslararası toplumlara ulaşabilmek için yeni güç olan “interneti” yönlendirebilecek potansiyele sahip küresel aktörleri ortaya çıkartması gerekliliğinin bir kez daha gözler önüne serilmesine vesile oldu.

Avrupa’da medyanın tamamının propagandist bir yaklaşımla verdikleri bilgiler Hükumetlerin politik olarak terör unsurlarının yanında yer almasının meşrulaştırılması ve bu kararların toplum nezdinde kabul görmesi için ciddi ve yoğun bir şekilde sunulmakta.

74 Kıbrıs barış harekatında Türkiye’ye yönelik durdurma girişimlerinin netice vermemesi sonrası başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye yönelik ambargo kartını çekmesi girişimi Barış Pınarı Harekatı ile birlikte yeniden devreye sokuldu. Ambargo kararlarının alınması için medya önemli bir misyonu üstlenerek zemin inşasında görev alıyor.

Avrupa ve ABD medyası tarafından haberin gerçekliğinin inşası süreci tamamen politize bir sansür ve baskıya uğramakta ve bunun sonucu olarak terör örgütü ve yaptıkları görmezden gelinerek Türkiye baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Ne yazık ki Türk medyası ve alternatif medya kaynakları doğru bilginin yayılması için gereken güce sahip değiller ve ulaşabildikleri kısıtlı kitleye de Türkiye’nin haklı müdafaasını anlatma kabiliyetinden yoksunlar. Operasyon başlamadan önce zemin inşası görevini üstlenerek Dünya’ya Türkiye’nin müdafaa hakkını duyurmaları gerekirken. Bizim medyamız dışarıya karşı kör kalmış ve operasyonun başlaması ile birlikte bu körlüğün neticelerinin ortaya çıkması ile birlikte medyamız dışarıya yönelik gözlerini açmak istemiş olsada ne yazık ki operasyonun 6. Gününe gelinmiş olmasına rağmen gerekli bilgi akışı etkili bir şekilde halen sağlanamamakta.

Sahada elde edilen kazanımlar ne üzücüdür ki küresel anlamda güçlü bir medya propagandası ile meşrulaştırılamadığı için haliyle egemen medyanın pompaladığı işgal dezenformasyonu rüzgarı Dünya genelinde başarıyla esiyor.

Bu süreçte ülkemiz güçlü bir alternatif medya aracının ortaya çıkması için medya lobisi yaparak egemen medya içerisinde yer edinmiş yabancı bireyleri devşirmelidir.

Yıllardır ülkemize yönelik uygulanan “Kuş Yumurtası Üretme” taktiği ülkemiz tarafından özellikle Batı dünyasına yönelik olarak uygulanmalıdır

Şimdi paylaş

Barış Pınarı Harekatına Giden Süreç ve Amaçlar – Aykut Baş

Türkiye Amerika Birleşik devletlerinin uzun zamandaır terör örgütü PKK ve uzantılarına yönelik açık desteğini dillendirmekte ve muhattaplarından bu desteğin sonlandırılmasını talep etmekte. Ancak ABD gözümüzün içine baka baka teröre destek  vermeye devam etti.

Kamuoyunda ABD ile güvenli bölge görüşmeleri amacıyla masaya oturulma sürecinde yoğun bir tepki oluşsa da bu yola girildi. Bunun devlet nezdinde ilerleyen süreçte uygulanacak keskin politikalar için uygun zeminlerin oluşturulması amacıyla yapıldığı kanaatindeyim.

Neticede ABD ile masaya oturuldu ve bir karar alındı. Alınan karar doğrultusunda askeri ve politik tüm hamleler yapıldı. Ancak ABD bölgede Türkiye’den çok kendi güdümünde ve istediği gibi savaştırabileceği milis güçlerin olmasını istiyor. Bu amaçla da PKK ve uzantılarına destek vermeyi sürdürüyor. Bu süreçte de varılan mutabakat çerçevesinde Türkiye oyalanarak terör unsurlarına zaman kazandırılmaya çalışıldı.

Ancak Türkiye bu süreçte ABD’nin bölge üzerinde ortak uçuş yapma, bölgede devriye atma gibi oyalama taktikleri sırasında olası operasyon sahasını güvenli bir şekilde tespit ve teşhir etme olanağını kullanmayı ihmal etmedi.

Neticede ABD ile mutabakat adı altında bölge deki terör unsurlarının konumları tanımlanırken, operasyonun gerçekleştirilmesi için gereken lojistik destek ve yığınak sınır bölgesinde yapıldı.

85 bin civarında personel ve buna ek olarak 20 bin civarında ÖSO unsuru eğitimden geçirildi ve bölgenin çevresine

konumlandırıldı.

Barış Pınarı Harekatının Amaçları

Türkiye Barış Pınarı harekâtı ile bölgede kurulmak istenen terör devleti yapısını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Bölgede terör baskısı nedeniyle gittikçe artan huzursuzluğun yol açacağı olası göçü engellemek istiyor.

Neredeyse 10 yılını geride bırakan Suriye iç savaşının sonlanmasının sağlanması için ülke içerisinde yayılan siahlı milis grupların artık ortadan kaldırılması ve masaya oturacakların keskin bir şekilde belirlenmesini istiyor.

Operasyonun yapılmasında en önemli etkenlerden biriside artık ekonomiye ağır gelmeye başlayan sığınmacı yükünün azaltılması ihtiyacı. Bölgenin temizlenmesi ile Türkiye Fırat’ın doğusunda yaklaşık 2 milyon sığınmacının yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlamasını amaçlıyor.

Operasyonun sonucunda elde edilecek kazanımları ise şu şekilde sıralabiliriz.

877 km’lik Suriye sınırı güvenli hale getirilerek sınır köy ve şehirlerimiz güvence altına alınacak.

2 milyona yakın sığınmacı yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlayacak.

Suriye sorununda Türkiye’nin konumu daha fazla güçlenecek.

Büyüyen ve güçlenen terör tehdidinin büyük bir kısmı bertaraf edilecek ve bu örgütlere sağlanan silah ve ekipman yardımları ellerinden alınmış olacak.

Ülkemiz üzerindeki göç baskısı azalacak.

Ekonomik açıdan baktığımızda da yeniden inşa süreci Türk inşaat sektörünü yeniden domino edecek bir hareket sağlayacaktır.

Şimdi paylaş

On altılık kapitalizm

On altılık kapitalizim

Birleşmiş milletler genel kurulunda 16 yaşında bir kız çocuğunu çıkartıp. Çevre konusunda yarı ağlamaklı yarı şirret bir tonda çevrenin kirletilmesi konusunda eline verdikleri kağıdı okuttular. Sonunda da aralarında Türkiye’ninde olduğu bir kaç ülkeyi şikayet ettiler.

Çevreyi kirletme konusunda dünya sıralamasında hayli geride olan bir ülke olan Türkiye’yi sanki en büyük zararı verenlerden biriymiş gibi lanse etmek kimin aklına gelir diyeceğim ama muhtemelen hepiniz cevabı biliyorsunuz.

Kapitalizm canavarının kolu ve bacağı vedahi gövdesi olan Çin , ABD ve Avrupa Birliği kendi eserlerini gizlemek adına bir 16 yaşında çocuğu kapitalist ruhun pencesine teslim edip, popülarite ve algı yönetimi için kullanmaktan çekinmiyorlar.

Normalde kir halının altına toplanır ya bunlar halıyı komple başka odaya götürüp kendi kirlerini gözlerden saklamaya çalışıyorlar. Yani asıl kirli oda saklanıp gözlerden ırak olurken göstermelik vitrin odaya bizi utanmadan koyu verdiler.

Klasik algı yönetimi tekniklerinden üçünü bir araya koyup servis ettiler dünyaya.

1. Çocuk : bir çocuğun gelecek hakkında konuşması ve korkularını endişelerini dile getirmesi etkileyici ve yetişkin bir bireyden daha fazla dikkat çekici.

2. Çevre : Doğa algısı ile tüm kitlelerin mantığına oynadılar.

3. Duygusallık ve Drama : Bir çocuğun ağlamaklı ve oldukça sinirli haliyle kitleleri duygusal bir ortama çektiler.

Sonuç etkileyici ve amacına ulaşan bir propaganda ve şarşıtmaca başarısı.

Şimdi paylaş