Toplumumuz şizofren oluyor – Aykut Baş

Sosyal medyanın hayatımıza girişiyle bilgiye daha hızlı ulaştığımız gerçeğini inkar etmek mümkün değil. Ancak sosyal medyanın en büyük dezavantajı asparagas, yani yalan bilgilerin de sunuluyor olmasıdır. İnsanlar bir zamanlar sosyal medyayı kullanırken, acaba doğru mu diye bir sorgulardı. Mesela TV’lere bakardık, çevremize sorardık. Kısaca bilgiyi teyit etme çabasını güderdik.

Son yıllar ile birlikte sosyal medyada ki asparagas furyası önlenemez bir hale büründü. Normal şartlarda bilgi teyit ihtiyacının da bu oranda artması gerekirken gel gör ki çarpık bilgi ne kadar arttıysa insanların teyit etme ihtiyacı da o oranda düştü. Sosyal medyada öyle bir kitle oluştu ki gördüğü her şeyin mutlak doğru olduğuna inanıyor.

Eskiden algıda seçicilik vardı.

Artık ne yazık ki toplumumuzda algıda üreticilik oluştu. Eskiden düşünce yapımıza göre, bize yakın ve bizim isteklerimize uyan bilgileri paylaşıyor ve destekliyorduk.

Artık asparagas furyası ile birlikte algı üreticiliği başladı. Özellikle sosyal medyada yayılan yanlış ve sahtekar bilgileri kendi amaçlarımız doğrultusunda algılıyor ve doğru olarak yayma çabasına giriyoruz.

En basit bir örnek verecek olursak. Sahte Trump hesabının paylaşımının kısa sürede büyük etki üretmesi ve hiçbir akıllının ya bu hesap gerçekten onun mu diye sorgulayıp hesabı inceleme zahmetinde bulunmaması geldiğimiz noktaya ışık tutan en yakın örnektir. Birileri eğlence amaçlı yapılan sahte içeriği ana haber bültenlerine bile konu etti. Kısa sürede atılan tweet’e Türkçe ve İngilizce çok fazla yorum geldi. Hatta sahte hesaba bizim Türkler İngilizce mesajlar dahi attılar.

Kısaca toplum olarak git gide şizofren oluyoruz. Kendi hayal dünyalarımızı gerçekler olarak görmeye meyilli hale gelmiş haldeyiz. Bizi bu hale getiren sorun ise bilinçsiz ve kontrolsüz medya kullanımıdır. Özellikle gençlerimizde tamamen bir bilinçsiz kullanım söz konusu ve bu durumda onların istenildiği gibi yönlendirilmesine imkan sağlıyor.

Biraz insanlık alır mıydınız? – Aykut Baş

Mümin müminin kardeşidir diyen bir dinin mensupları hangi ara bu hale geldi. Aksaray’da otizmli çocukları yuhalayan o insan görünümlüleri görünce insanlığı daha fazla sorgulamaya başladım.

Sahi biraz insanlık alır mıydınız?

Toplumumuz sokaklarda kime patlayacağı belli olmayan serseri mayın gibi geziyor. Bir birimize karşı saygı ve sevgiden neden bu kadar yoksun kaldık.

En basit örneği ile toplumsal olarak yapmamız gereken ahlâki davranışlardan dahi yoksun kalmayı nasıl başardık. 

Hepimiz çok bilmişiz. Yok şu şöyle olur mu? Bu böyle olur mu? diyerek öğütler ve eleştiriler vermeyi çok seviyoruz. Eli deynek ile döven bizler, bir kez olsun kendimize bakıyor muyuz? 

Kaçınız elinde bir çöp olduğunda onu elinde yada cebinde bir çöp konteynırı bulana kadar bekletiyor. Yada kaçınız oturduğunuz bir ortamdan kalkarken kirlettiğiniz çevrenizi sizden sonra gelecekleri düşünüp temizliyorsunuz?

Bir örnek vermek istiyorum. İlim yuvası dediğimiz üniversitelerin kantinlerinde, ilim öğrencileri olarak yer alan, artık yetişkin bir birey olan gençlerimizin oturdukları masadan en ufak bir temizlik yapmadan kalkması ne acıdır.  En azından ahlâki açıdan kendisinden sonra gelecekleri düşünüp, o masayı onlara temiz bırakmayı düşünmeyecek yada düşünemeyecek kadar bilinçten uzak yetiştirmişsek.

Allah aşkına deyin hele bu geçlerin yer olacağı toplum ne kadar düzgün olabilir. Daha temizlik denen temel bir ihtiyacı düşünmeyen bir kişilik topluma ne verebilir. 

Basit insanlık gerektiren işleri bile yapmazken, ötekileştirmeye, kin gütmeye, nefrete , zarar vermeye ve gönül kırmaya iş gelince hüner konusunda yarışır oluyoruz. 

Ağızdan çıkan bir kelâmın bir gönlü harap edip yıkabileceğini bilirken, hiç düşünmeden kötü sözleri kusuyoruz.  Saygı ve sevgiyi gömerken kin ve nefreti yeşertiyoruz. Artık kendimize bir gelsek mi? 

Kısaca artık biraz da olsa “insanlık alır mıyız?”

Dava meselesi değil koltuk davası – Aykut Baş

Kimilerinin derdi hizmet etmek değil, bulunduğu şehri ele geçirmek. Aç gözlülükleri ile her yer bizim olsun diyorlar. Türlü oyunlar, türlü planlar yapıyorlar. Bunların ki dava meselesi değil, koltuk davasıdır dostlar. 

Deri makam koltuğuna aşık olanlar, bu koltuklara kök salıp küçük sultan olma derdine düşenlerin unuttukları bir şey var. 

Cumhuriyet! sultanların değil millet hizmetkârlarınındır. Davası koltuk olanın sonu millet nezdinde çöplük olur. Bu millet hiç bir zaman yanlışa düşmemiş, hep doğru olanı geçte olsa görmüş ve değerli kılmıştır.

Yine öyle olacaktır.

Makamzadeler ne kadar kök salarsa salsınlar, sonunda millet testeresi ile budanacak o koltuklardan def edileceklerdir. 

Kendi cebi, makamı ve hırsı peşine düşüp herşeyi ve her yolu kendine mübah gören koltuk davalıları, elbet bir gün yanlış yola düşdüklerini, yanlışa meyil ettiklerini anlayacaklardır. Ancak o gün has dava binasının son kolonunu da kestikleri gün olacak ve altını oydukları dava bilinci tepelerine çöküp sonları olacaktır. Ülkemiz genelinde ne yazık ki bu vaziyeti görebiliyoruz. 

Keşke erdemli bir şekilde ben değil de biz diyebilseler ve ben şehrim için çalışacağım düsturu ile şehri için hayali ve ideali olan herkesi toplayıp, hak ile makam için yarışsalar. Ama siyaset dediğin ne yazık ki ne kadar temiz yapmaya kalkarsan kalk, leş kargalarının saldırısına seni elbet bir gün maruz bırakıyor.

Hep söyledim yine söylüyorum. Ak Parti AKP’lilerin eline geçmiştir ve acilen temizlenmelidir. Eski dava erleri nerede sorusu artık sorulmalı ve onlarla hakkatli istişareler yapılmalıdır.

En azından son kalelerde yıkılmadan yapılması lazım…

Hayırlısı olsun. Geç olmadan en hayırlısı olsun. 

Küresel Medya Tekeli ve Türkiye’ye Yönelik Dezenformasyon – Aykut Baş

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte Küresel Medya’nın tekelleşmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı açıkça görüldü.

Tüketim ekonomisi modeli ile her geçen gün daha fazla üretim ve daha fazla tüketim ihtiyacının artması ile birlikte üretilenlerin küresel anlamda pazarlanması ve sömürü odaklı bu sistemin çıkarları doğrultusunda halk kitlelerinin yönlendirilmesi amacı ile medya sektörü önemli bir propaganda ve dezenformasyon aracı olarak ön plana çıkmakta.

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte küresel medya tekelinin operasyonu, yabancı toplumlara özellikle Avrupa ve Amerika toplumuna Türkler ve Kürtler’in savaşı şeklinde yansıtma amacında olması ve dezenformatik bilgiyi bolca kullanması, bu bölgelerde bulunan toplumlarda istenilen algının inşa edilmesini sağlamakta ve neticede devletlerin politik adımlarının zemin dayanağı oluşturulmakta.

ABD merkezli şirketler tarafından, operasyonun ilk anlarından itibaren Türkiye dışına yönelik olarak yabacı dillerde, Türkiye’nin haklı operasyon gerekçelerini yayınlayan hesapların kısıtlanması ve kapatılması yolu ile doğru bilgi baskılanırken, dezenformasyona dayalı yanlış bilgi içeren paylaşımların yayıldığı hesapların ilgili platformlarca kısıtlanmalara maruz kalmadan serbestçe dolaşıma sokulması, ülkemizin bilişim alanında acil adımlar atarak uluslararası toplumlara ulaşabilmek için yeni güç olan “interneti” yönlendirebilecek potansiyele sahip küresel aktörleri ortaya çıkartması gerekliliğinin bir kez daha gözler önüne serilmesine vesile oldu.

Avrupa’da medyanın tamamının propagandist bir yaklaşımla verdikleri bilgiler Hükumetlerin politik olarak terör unsurlarının yanında yer almasının meşrulaştırılması ve bu kararların toplum nezdinde kabul görmesi için ciddi ve yoğun bir şekilde sunulmakta.

74 Kıbrıs barış harekatında Türkiye’ye yönelik durdurma girişimlerinin netice vermemesi sonrası başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye yönelik ambargo kartını çekmesi girişimi Barış Pınarı Harekatı ile birlikte yeniden devreye sokuldu. Ambargo kararlarının alınması için medya önemli bir misyonu üstlenerek zemin inşasında görev alıyor.

Avrupa ve ABD medyası tarafından haberin gerçekliğinin inşası süreci tamamen politize bir sansür ve baskıya uğramakta ve bunun sonucu olarak terör örgütü ve yaptıkları görmezden gelinerek Türkiye baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Ne yazık ki Türk medyası ve alternatif medya kaynakları doğru bilginin yayılması için gereken güce sahip değiller ve ulaşabildikleri kısıtlı kitleye de Türkiye’nin haklı müdafaasını anlatma kabiliyetinden yoksunlar. Operasyon başlamadan önce zemin inşası görevini üstlenerek Dünya’ya Türkiye’nin müdafaa hakkını duyurmaları gerekirken. Bizim medyamız dışarıya karşı kör kalmış ve operasyonun başlaması ile birlikte bu körlüğün neticelerinin ortaya çıkması ile birlikte medyamız dışarıya yönelik gözlerini açmak istemiş olsada ne yazık ki operasyonun 6. Gününe gelinmiş olmasına rağmen gerekli bilgi akışı etkili bir şekilde halen sağlanamamakta.

Sahada elde edilen kazanımlar ne üzücüdür ki küresel anlamda güçlü bir medya propagandası ile meşrulaştırılamadığı için haliyle egemen medyanın pompaladığı işgal dezenformasyonu rüzgarı Dünya genelinde başarıyla esiyor.

Bu süreçte ülkemiz güçlü bir alternatif medya aracının ortaya çıkması için medya lobisi yaparak egemen medya içerisinde yer edinmiş yabancı bireyleri devşirmelidir.

Yıllardır ülkemize yönelik uygulanan “Kuş Yumurtası Üretme” taktiği ülkemiz tarafından özellikle Batı dünyasına yönelik olarak uygulanmalıdır

Barış Pınarı Harekatına Giden Süreç ve Amaçlar – Aykut Baş

Türkiye Amerika Birleşik devletlerinin uzun zamandaır terör örgütü PKK ve uzantılarına yönelik açık desteğini dillendirmekte ve muhattaplarından bu desteğin sonlandırılmasını talep etmekte. Ancak ABD gözümüzün içine baka baka teröre destek  vermeye devam etti.

Kamuoyunda ABD ile güvenli bölge görüşmeleri amacıyla masaya oturulma sürecinde yoğun bir tepki oluşsa da bu yola girildi. Bunun devlet nezdinde ilerleyen süreçte uygulanacak keskin politikalar için uygun zeminlerin oluşturulması amacıyla yapıldığı kanaatindeyim.

Neticede ABD ile masaya oturuldu ve bir karar alındı. Alınan karar doğrultusunda askeri ve politik tüm hamleler yapıldı. Ancak ABD bölgede Türkiye’den çok kendi güdümünde ve istediği gibi savaştırabileceği milis güçlerin olmasını istiyor. Bu amaçla da PKK ve uzantılarına destek vermeyi sürdürüyor. Bu süreçte de varılan mutabakat çerçevesinde Türkiye oyalanarak terör unsurlarına zaman kazandırılmaya çalışıldı.

Ancak Türkiye bu süreçte ABD’nin bölge üzerinde ortak uçuş yapma, bölgede devriye atma gibi oyalama taktikleri sırasında olası operasyon sahasını güvenli bir şekilde tespit ve teşhir etme olanağını kullanmayı ihmal etmedi.

Neticede ABD ile mutabakat adı altında bölge deki terör unsurlarının konumları tanımlanırken, operasyonun gerçekleştirilmesi için gereken lojistik destek ve yığınak sınır bölgesinde yapıldı.

85 bin civarında personel ve buna ek olarak 20 bin civarında ÖSO unsuru eğitimden geçirildi ve bölgenin çevresine

konumlandırıldı.

Barış Pınarı Harekatının Amaçları

Türkiye Barış Pınarı harekâtı ile bölgede kurulmak istenen terör devleti yapısını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Bölgede terör baskısı nedeniyle gittikçe artan huzursuzluğun yol açacağı olası göçü engellemek istiyor.

Neredeyse 10 yılını geride bırakan Suriye iç savaşının sonlanmasının sağlanması için ülke içerisinde yayılan siahlı milis grupların artık ortadan kaldırılması ve masaya oturacakların keskin bir şekilde belirlenmesini istiyor.

Operasyonun yapılmasında en önemli etkenlerden biriside artık ekonomiye ağır gelmeye başlayan sığınmacı yükünün azaltılması ihtiyacı. Bölgenin temizlenmesi ile Türkiye Fırat’ın doğusunda yaklaşık 2 milyon sığınmacının yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlamasını amaçlıyor.

Operasyonun sonucunda elde edilecek kazanımları ise şu şekilde sıralabiliriz.

877 km’lik Suriye sınırı güvenli hale getirilerek sınır köy ve şehirlerimiz güvence altına alınacak.

2 milyona yakın sığınmacı yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlayacak.

Suriye sorununda Türkiye’nin konumu daha fazla güçlenecek.

Büyüyen ve güçlenen terör tehdidinin büyük bir kısmı bertaraf edilecek ve bu örgütlere sağlanan silah ve ekipman yardımları ellerinden alınmış olacak.

Ülkemiz üzerindeki göç baskısı azalacak.

Ekonomik açıdan baktığımızda da yeniden inşa süreci Türk inşaat sektörünü yeniden domino edecek bir hareket sağlayacaktır.

On altılık kapitalizm

On altılık kapitalizim

Birleşmiş milletler genel kurulunda 16 yaşında bir kız çocuğunu çıkartıp. Çevre konusunda yarı ağlamaklı yarı şirret bir tonda çevrenin kirletilmesi konusunda eline verdikleri kağıdı okuttular. Sonunda da aralarında Türkiye’ninde olduğu bir kaç ülkeyi şikayet ettiler.

Çevreyi kirletme konusunda dünya sıralamasında hayli geride olan bir ülke olan Türkiye’yi sanki en büyük zararı verenlerden biriymiş gibi lanse etmek kimin aklına gelir diyeceğim ama muhtemelen hepiniz cevabı biliyorsunuz.

Kapitalizm canavarının kolu ve bacağı vedahi gövdesi olan Çin , ABD ve Avrupa Birliği kendi eserlerini gizlemek adına bir 16 yaşında çocuğu kapitalist ruhun pencesine teslim edip, popülarite ve algı yönetimi için kullanmaktan çekinmiyorlar.

Normalde kir halının altına toplanır ya bunlar halıyı komple başka odaya götürüp kendi kirlerini gözlerden saklamaya çalışıyorlar. Yani asıl kirli oda saklanıp gözlerden ırak olurken göstermelik vitrin odaya bizi utanmadan koyu verdiler.

Klasik algı yönetimi tekniklerinden üçünü bir araya koyup servis ettiler dünyaya.

1. Çocuk : bir çocuğun gelecek hakkında konuşması ve korkularını endişelerini dile getirmesi etkileyici ve yetişkin bir bireyden daha fazla dikkat çekici.

2. Çevre : Doğa algısı ile tüm kitlelerin mantığına oynadılar.

3. Duygusallık ve Drama : Bir çocuğun ağlamaklı ve oldukça sinirli haliyle kitleleri duygusal bir ortama çektiler.

Sonuç etkileyici ve amacına ulaşan bir propaganda ve şarşıtmaca başarısı.

Soltiristler Türedi Güzel Memleketimde

Soltiristler türedi güzel ülkemde.

Eskiden sol veyahut sağ dediğimizde aklımızda bir şeyler canlanabiliyordu. Ancak günümüzde kimin eli kimin cebinde belli değil. Sağ görünümlü solcular yada sol görünümlü sağcılar türedi heryerde, hadi bunu anladık bunu bir nebze olsun tolere edebildik. Peki son dönemde ortaya çıkan ve azımsanmayacak oranda bir sayıya sahip soltirist bir kesim var buna ne diyeceğiz.  Terör örgütü PKK’ya sempati duyan yada açıktan destekleyen bir kesim artık kendisini sol olarak tanımlıyor. Profil resmi Atatürk olan ve terör örgütüne sempati duyan yüzlerce sahtekar türedi etrafta.  Yani milli değerlerimizide kendilerine kamuflaj olarak kullanmaktan çekinmiyorlar. 

Nitekim bu yazının konusu Sol görüşü kendine siper eden terör seviciler olsada, sağ görüşü kendine siper edip terörü sevenlerde yok değil. Yada onları görmezden geliyor değilim. Ortak noktası terör olan bu iki ayrı grup gibi gözüken şahsiyetsizler aslında tek çatı altında var olan bir grup. “TERÖR GRUBU”

Bu müsvetteler ortalıkta cirit atıyor ve ne yazık ki büyük çoğunluğu gençliğimizden oluşan toplumun büyük bir kısmıda onları birer kanaat önderi gibi varsayıp peşlerine düşüyorlar. Kurtlar peşinde gezen kuzular doldu dört yanımız. En yakın bir örnekle konuya bakacak olursak.

Dün siyasi bir malzeme olarak ülkemiz genelinde çıkan yangınları kullanan bazı Soltirist elemanlar terör örgütü PKK’yı duyunca sessiz bukalemunlara dönüştüler. Zaten onlardan beklenende bu…

Sırf konuşmak için konuşup ideolojik bakış açıları ile her olaya yaklaşıp, işine gelene çığlık atıp, hoşuna gidene pis pis gülümseyen şaklabanlar ve yeri geldiğinde bilmeden onların peşine düşen binlerce insanımız var.

Ne yapmak gerek, okutmak bilgilendirmek mi?

Yada her bireye dezenformasyon ve kitle psikolojisini öğretmek mi lazım?

Yoksa kolay bir şekilde yönlendirilen gençlik ve algısı ile işimiz  çok ama çok zor.

Kayıp Gençlik

Her geçen gün gençliğimizi biraz daha kaybettiğimiz bir gerçek. Ne yazık ki Avrupa’i yaşam tarzının kültür çatışmalarından başarıyla çıkıp hayatımızın her alanına müdahale ettiğini görüyoruz.

Özellikle her yeni NESİL’de bu müdahale artıyor. Elimizden kayıp giden bir gelecek ile karşı karşıya kalıyoruz. Gençlerimizin büyük kısmı boş ve tüketim odaklı hevesler peşinde zayii olup gidiyor. Üretim toplumları kapitalizm sisteminin değirmeninde tüketim odaklı aptal toplumlara evriliyor.

Bu yüzden diyorum “KAYIP GENÇLİK” diye. Çünkü gençliğimizi hızla kaybediyoruz. Gençliğimizi kaybettikçe buna paralel olarak geleceğimizi de kaybediyoruz. Lüks kahve ve restoran zincirlerinde aylık kazançlarını gömerken, mutlu görünmek ve sosyal medya hesapların da kendini önemli göstermek için hayatını süslü bir abartılmış belgesel olarak sunan gençlerimiz yalnızca tüketme odaklı bir zihni yapı ile hareket ediyorlar.

Tek amacı karşı cinsle münasebet ve eğlence olan bir gençlik ortaya çıkıyor.

Ne yazık ki kültürel açıdan artık eski Türk aile yapısı ve gençlik anlayışı yok. Bu değerler büyük bir bozulmaya uğradı.

Geleceğimizi kurtarmak için gençliğimizi kurtarmak zorundayız. Üniversiteye gelmiş öğrencilerin eskinin ilk okul çocukları gibi davranıyor olması, öğretmenlerine karşı saygısız davranışları, kulaktan dolma bilgiler ile hareket eden yönlendirilebilir bir yapıya sahip olmaları gelecek ve gençlik için büyük alarmın tetikleyici unsurları.

KAYIP GENÇLİK’i bulmalıyız yoksa hem geleceği hem gençliği kaybediyoruz.

Aramıza demir ağlar ördüler

Sayın Cumhurbaşkanım keşke bizi de görebilseydiniz. Etrafınızı saran o şakşakcı danışmanları geçip iki üç sıra koruma ordusu ardında bariyerler gerisinden size bakan bizi, bizleri görebilseydiniz. 

Sözlerimizi bir işitebilseydiniz. İçimizdeki vatan aşkını tutup şu milletin hizmetine müteahit iş adamlarının yerine sunabilseydiniz. 

Sizinle yola çıkan bizleri unutmayıp. İte köpeğe harcatmayıp yanı başınızda sizinle 7 düvele karşı dim dik duracak o adamları şimdiki rantçılara yem yapmasaydınız.

Görmüyor musunuz? Sayın Cumhurbaşkanım sizi bizden kopardılar. Sizinle bizim aramıza demir ağlar ördüler. Sizi bizden bizide sizden kopardılar. Allah aşkına son kez size haykırıyorum. Görün duyun ve o etrafınıza doluşan rantçıları bir bir kovun. Yiğitleri harcatmayın sahip çıkın… Öze dönelim esnaftık esnaf kalalım, takım elbiseli lüks araçlarla gezen patron tayfası değil, sabah bakkalını, giyim mağazasını, kömür dükanını açan amcalarımız abilerimiz bizdik. Yeniden biz olalım. Ahmet , Hamza, Ayşe gitti yerine Berkcan , Betülcan’lar geldi.

Aramıza demir ağlar ördüler. Gelin bu ağları kesip atalım, yeniden Millet olarak BİZ olalım.

Sahibinden Satılık Temiz Boş Ülke

15 Mart 2011 Salı günü Suriye iç savaşı patlak verdi. Sözde özgürleşme demokrasi naraları ile başlayan iç savaş, Esad katilinin ve diğer tarafların acımasız ve amaçsız saldırıları ile tırmandı. Milyonlarca insan evlerini, mallarını, ülkelerini geride bırakıp canlarını kurtarmak için çevre ülkelere göç etti. 

Kısa süreli bu iç savaş fillerinde katılımıyla küçük çaplı Dünya savaşına evrildi. ABD ve Avrupa Esad karşıtlarını desteklerken, Rusya ve Çin gibi ülkeler Esad’a desteğe girişti. Kısa sürede bölgede dünyanın geri kalanından daha fazla silah yığınağı oluşmaya başladı. İşin absürtlüğüne biraz abartarak dikkat çekmek gerekirse Suriye’de yolda yürürken çiçek bulma olasılığının yanında bir mermi yada silah bulma olasılığınız daha fazla olabilir. (İşi absürt yani abartı bir örnekle verdim. Sonra sıkıntı olmasın dostlar “ÖRNEK”)

Bu kadar fazla silahın olduğu bir coğrafyada doğal olarak eline silah alıp gurubunu kuran herkes de bir yerleri kendi kontrolüne almaya başladı. Nitekim bu oyuna Türkiye’de ÖSO ile giriş yaptı. Daha doğrusu yüzlerce grubu bir çatı altında birleştirip alt seviye istikrara sahip bir ordu oluşturduk. Bölgeye biz girene kadar doğruyu söylemek gerekirse ESAD’cı tayfa dışında rahat yaşayabilen yoktu. Türkiye’nin bölgede kontrol altına aldığı şehir kasaba ve köylerde de yakın zamanda çok şükür temiz ve sağlıklı bir düzen kuruldu ve insanların bir kısmı topraklarına geri döndü. 

Nitekim sözde müttefiklerimiz yanı başımızda terör örgülerine binlerce tır yardım yaptı. Bu sözde müttefikler deyince aklınıza sadece ABD gelmesin. ABD işin görünen yüzü bunun içinde Rusya, Fransa ve, Almanya gibi ülkeler var.  Bu kısım başlı başına başka bir yazı konusu olduğu için fazla açmıyorum.
 

Yazının başlığına gelecek olursak. Resmi kaynaklara göre Türkiye’de 3 milyon küsür Suriyeli mülteci var. Diğer çevre ülkeleri ve Avrupa’ya gidenleri de saydığımızda iç savaş öncesi 23 milyonluk bir nüfusa sahip Suriye’nin yakalaşık 6-7 milyonu dışarıya göç etmiş durumda ve savaşta ölenleri de saydığımızda ülkenin önemli bir nüfusunun kaybedildiği aşikar. Bu şekilde devam ederse korkarım Suriye nüfusu büyük oranda düşüş yaşayacak. 8 yılını geride bırakan iç savaş bir kaç yıl daha devam ederse Suriye’yi “sahibinden temiz boş ülke” diye satışa çıkartabilirler. Artık kesin ve net bir çözümün bulunması şart. Ya ilhak edilecek. Ya bölünecek. Yada adam gibi tüm tarafları bir araya toplayıp görüştürülerek anlaşmaya zorlanacak. Tabi filler bölgede olup tepiştiği sürecek bu seçeneklerin tamamı hep tozlu raflarda bekleyecek gibi duruyor.