Siyasi ideolojiler ve siyasal sistemler

İdeoloji

İdeoloji, siyasal yada toplumsal bir öğreti oluşturan, bir hükümetin, bir siyasal parti yada toplum içerisindeki bir sınıfın davranışlarına yön veren politik, hukuksal, bilimsel, felsefi, dinsel ve estetik düşünceler bütünü olarak görülebilir.  Tarih boyunca oluşan şartlar ve bireylerin fikirleri doğrultusunda birbirinden farklı ideolojiler ortaya çıkmıştır.

İdeoloji bir grup yada siyasi partinin şekillenmesini ve politikalarını buna göre uygulamasını sağlar. Basit bir örnekle ideoloji şu şekilde anlatılabilir. Bir tiyatro severler grubuna katılacaksanız yada katılmışsanız. Tiyatro konusunda bilgi ve ilerleme elde edersiniz. Bu amaçla faaliyetler yürütür ve elinizdeki gücü de bu amaçla kullanırsınız. Birbirine yakın düşünen ve çıkarlara sahip insanların ideolojik olarak bir araya gelip bir etki gurubu üretmesi söz konusu olabilir. Günümüzde siyasi partiler dahil bir çok etki gurubunun kendine özgü ideolojik bir yapısı vardır. Tüm guruplar bu düşüncelerini ilerletmek, yaymak ve güçlendirmek için bir çaba sarf ederler.

Siyasal İdeolojiler

Liberalizm ’in düşünsel kaynakları antik Yunan’a kadar uzanır. Ancak modern dünyada şekillenmiş bir düşüncedir. Liberalizm kendi içerisinde 3 ana akıma ayrılır. Bunlar; Klasik liberalizm, sosyal liberalizm ve liberteryen düşüncedir.

Klasik liberalizm, devleti adalet ve güvenlik gibi temel işlevlerle sınırlar.

Sosyal liberalizm, devletin temel işlevleri olan adalet ve güvenlik işlevlerinin yanında eğitim, sağlık ve altyapı alanlarında da görevler yükler.

Liberteryen düşünce, 20 yy da gelişmiştir. Devleti bir gece bekçisi olarak görmek ister. Özgürlükleri sınırsız olarak görmek ister ve güvenlik işlevinin dışındaki tüm faaliyet alanlarının topluma bırakılmasını savunur.

Liberalizm’in iikisi bireye ikisi toplumsal yaşama yönelik dört temel değeri vardır. Bunlar bireycilik, özgürlük, çoğulculuk ve hoşgörüdür.

Bireycilik liberal düşüncenin her şeyden önce savunduğu değerdir. Bu düşünceye göre devlet ile birey arasındaki ilişkide birey önceliklidir.

Özgürlük, liberalizm’e göre başkasının özgürlüğüne kast etmedikçe bireyler özgür olmalıdır düşüncesidir. Özgürlüğün ancak bir başkasının yaşamına etki ettiğinde kısıtlanabileceğini savunur.

Çoğulculuk ve hoşgörü, bu düşünceye göre toplumlar yaşam biçimleri, kimlikler gibi farklılıklar üzerine şekillenir. Bu farklılıkların yaşatılmasını savunur. Özgürlük için farklılıkların yaşatılması ve hoşgörü gösterilmesi gerektiğine inanır.

 Liberalizm serbest piyasa ekonomisi anlayışına sahiptir. Bu anlayışa göre devlet ekonomik yaşama etki etmez. Sadece firmalar arasındaki ilişkilere müdahil olur. Liberalizm demokratik bir yapıyı ön görür. Günümüzdeki demokrasi sistemi Liberalizm’in siyasi projesi olarak gelişmiştir. Liberalizm’in siyasi boyutuna bakıldığında yönetimin temeli halkın rızası ile olmalıdır. İktidar serbest seçimler yolu ile yönetime gelmelidir. Sistemin temeli insan haklarına dayanmalıdır. Tüm siyasal kurumların amacı insan haklarına hizmet etmelidir. Liberalizm’in temelinde sınırlı devlet anlayışı vardır. Devleti hukukla sınırlandırır ve devletin her hangi bir ideoloji ile yönetilmemesini şart koşar.

Muhafazakarlık

Muhafazakar düşünce sanayi sonrası modern toplumda ortaya çıkan bazı gelişmelere tepki olarak gelişmiştir. Muhafazakar düşünce aydınlanma düşünürlerinin her şeyi akla dayandıran düşüncelerine, tüm kurumlarda değişimi öngören devrimci sosyalist hareketlere ve sanayi devrimi sonrasında aile ilişkilerindeki bozulmalara tepki olarak ortaya çıkmıştır.

Muhafazakar düşünce genel olarak insanın sınırlı bir varlık olduğunu kabul eder. İnsanların toplumu ve otoriteyi oluşturmadığını aksine toplumun insanın yapısını, düşüncesini ve ahlaki değerlerini oluşturduğunu öne sürmektedirler. Muhafazakar düşünceye göre bilgimiz akla değil deneyimlere dayanır. İnsanların hakları beraberinde getirmediğini, bu hakların devlet tarafından insana bir lütuf gibi verildiğini düşünürler. Bu düşünceye göre devletin hakları yükümlülüklerle dengeli biçimde insana verdiğini savunur.

Bu düşünceye göre toplamun keyfi biçimde müdahale edilerek şekillendirilebilecek bir yazılı sözleşme oluşturulmuş bir araç olmadığını ve toplumun hepimizi kapsayan bizim toplamımızdan daha kapsayıcı bir karmaşık varlık olduğu varsayılır.

Muhafazakarlara göre sosyal sınıflar, gruplar, topluluklar, cemaatler gibi tüm sosyal küme ve kurumlar görünmez bir güç ve kuvvet tarafından bir birine işlevsel olarak bağlanmış organik toplumun tamamlayıcı parçaları olduğunu kabul edilir.

Toplumun inşasında geleneklerin yanı sıra dinin de önemli bir etkisinin ve yerinin olduğunu kabul eder ve dinin bu özelliği ile toplumun geleceği için koruması gerektiğine inanır. Toplumsal düzen düşünce için önemli bir temel taşıdır. Bu anlayışa göre toplum ve devlet aynı amaca yönelebilmelidir. Muhafazakar düşünce en iyi düzenin varsayılan olduğunu kabul eder. Bu nedenle istikrar ve devamlılık büyük bir öneme sahiptir.

Muhafazakar düşünceye göre toplum organizasyonun bedensel kısmını, otorite ise beyin kısmını oluşturur. Güçlü bir otoritenin olmaması durumunda toplumdaki düzenin devamı söz konusu olmaz. Muhafazakar düşünceye göre rıza şarttır, ancak Liberal düşüncedeki gibi bir sözleşmeye bağlı olarak değil sadakat üzerine kuruludur.

Mutlakiyetçi düşünce

Mutlakiyetçi düşünce anlayışı 16 yy’dan itibaren Avrupa’da yükselmeye başlamıştır. Bu düşüncenin ortaya çıkmasının nedenlerinden birisi ulus devlet oluşumunu tamamlayamayan bazı parçalı güç merkezlerinin ulus devlete dönüştürülme ihtiyacının ortaya çıkmasıdır. 16 yy’da parçalı güç merkezleri kralların altında bir araya gelerek ulus devletleri oluşturmuştur.  Bu dönemde bir araya gelemeyen bazı topluluklar vardır. Bu topluluklardan birisi İtalya’dır. Parçalı bir halde olan İtalya ulus devletler karşısında güçsüz kalmıştır. Bu nedenle İtalyan düşünür Niccola Machiavelli bu zayıf durumdan kurtuluşun yolunu sınırsız güce sahip güçlü bir prens altında küçük güç odaklarını bir araya getirerek güçlü bir devlet ortaya çıkarmayı önermiştir. Bu öneri Mutlakiyetçi düşüncenin ilk ortaya atılışıdır. Diğer devletlerde bu anlayışın ortaya çıkmasındaki temel neden ülkelerde ortaya çıkan iç karışıklıklardır. Bu karışıklıkların ortadan kaldırılmasının yolunun güçlü merkezi bir otoritenin oluşturulmasından geçtiği önerileri yapılmıştır.

Mutalakiyetçi düşünceyi savunan düşünürlere göre insan bencil, açgözlü, doyumsuz ve saldırgan bir varlıktır. Bu yapısı nedeniyle mutlak bir siyasi güç olmadan barış içerisinde yaşayamaz. Ekonomik, teknolojik, bilimsel anlamda gelişmenin yaşanabilmesi için insanların sıkı biçimde kontrol edilmesi gerektiğini savunur.

Mutlakiyetçi düşünce toplumu farklılıklarından arınmış, aynı amaçlar için bir araya gelmiş ve değerler etrafında bir araya gelip kenetlenmiş bir toplum olarak tanımlar. Mutlakiyetçi düşünce bireyi değil devleti önemser. Toplumsal kargaşayı, ayrışmayı önlemek ve toplumun birlikteliğini oluşturmak için güçlü bir devlet otoritesine ihtiyaç olduğunu savunur.

Faşizm

Faşizm birinci dünya savaşı sonuçlarına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Birinci dünya savaşından yenik çıkan Almanya’nın Versay anlaşması ile topraklarının komşu ülkeler tarafından paylaşılması ve sömürgelerinden vaz geçmesini zorunlu hale getirmiştir. Bu anlaşma Almanya’da geniş bir kitle tarafından tepki çekmiş ve ihanet olarak değerlendirilmiştir. Bu süreçte Hitler ortaya bu haksızlıklara bir tepki olarak çıkmıştır. İtalya’da da Almanya’da olduğu gibi benzer nedenlerle faşizm görüşü ortaya çıkmıştır. 

Faşist rejimler bireyciliğe, toplumsal farklılaşmaya ve çoğulculuğa karşılardır.

Faşist rejimlerde özgürlükler değil yükümlülükler önemlidir. Bu anlayışa göre birey devletin kendisine vereceği görevleri yapmakla yükümlüdür.

Faşizm şiddet ve zor kullanmayı meşru ve gerekli gören otoriter bir devlet anlayışına sahiptir.

Faşist rejimlerin bazılarında ırkçı bir bakış açısı da bulunmaktadır.

Siyasal Rejimler

Siyasal sistemler Çoğulcu ve tekilci sistemler başlıkları altında incelenebilir.

Çoğulcu sistemlerde iktidarın kaynağı halktır. Halkın seçimi ile gelir ve giderler. Toplumdaki farklı görüşler serbesttir ve iktidara aday olabilirler. Toplumun temel hak ve özgürlükleri anayasa ile garanti altına alınmıştır. Sistem içerisinde devlet iktidarını sınırlayacak mekanizmalar vardır.

Düzenli aralıklarla yapılan seçimlerle iktidar denetlenir ve hesap verir.

Liberal demokrasi

Liberalizmin temel çıkış noktası birey ve özgürlükleridir. Liberaller devletin toplumsal ilişkilere müdahalesine karşıdır. Sloganları bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinlerdir.

Sosyal Demokrasi

Sosyal demokrasi Liberal demokrasiye karşı yükselmiş sosyalist bir itirazdır. Liberal düşüncenin tezine karşı çıkarlar. Sosyal demokraside kapitalizm reddedilmez. Ancak üretimde kapitalizmin olabileceğini ama dağıtımda eşitlik olmasını şart koşar. Bunun içinde devlet müdahalesinin olması gerektiğini savunur.  Resmi ideoloji sorunların çözümü için mutlak yol olarak görülmektedir. Bu sav doğrultusunda muhaliflere karşı şiddet ve teröre başvurulmasını ahlaki olarak haklı hale getirir. Teoride devletin insanlar için olduğu vurgulansa da pratikte bu durum tam tersi olmaktadır.

Tekilci sistemler

Faşizm

Faşizm ilk kez İtalya’da ortaya çıktı. Liberalizm ve sosyalizme tepki olarak doğmuştur. Kapitalizm ’in üretim mantığını benimser ancak Liberalizm ’in bireyci düşüncesini reddeder. İdeolojiden yanadır. Ulusun tek bir çatı altında toplanabilmesi için araya devletin girmesini gerekli görmüştür. Akla değil duygulara hitap etmiş ve aklın yerine manevi duygulara ön plana almıştır. Tek ulus, tek fikir, tek devlet faşizmin temel sloganıdır.

———-

Siyasal rejimler ayrıca Demokrasi, otoriter ve totaliter yapı olarak 3 başlık altında incelenebilir.

Demokrasi seçimler ile parlamentoda çoğunluk olan siyasi grubun belirli bir süreyle iktidar olmasıdır. Demokrasi kendi çatısı altında da Yarı Başkanlık, Başkanlık ve parlamenter Demokrasi olarak üç gruba ayrılır.

Yarı başkanlık sistemi

Bu sistemde halk hem devlet başkanını hem de yasama meclisini seçer. Bir başbakan ve bakanlar kurulundan oluşan hükümet meclisten güven oyu alarak iktidar olur. Seçilen başkan Meclis’e karşı sorumlu olur. Meclisten çıkan yasaları onaylar yada veto edebilir. Ülkede OHAL ilan edebilir ve belirli bir süreyle ihtiyaç halinde meclisi fes edebilir.

Başkanlık sistemi

Bu sistemde yasama yürütme ve yargı ayrı güçler olarak konumlandırılır. Başkan halk tarafından iki kademeli seçim sistemi ile seçilir. Başkan’ın karşısında onu denetleyecek ve gerektiğinde durduracak güçlü kurumlar konumlandırılmıştır. Halkın oyları ile seçilen başkan bakanlar kurulunu kurar ve ülkeyi yönetir.

Parlamento sistemi

Örneği İngiltere’de görülmektedir. Bir meclisin yanı sıra alt kamaralar ve meclisler ile denetleme sağlanmaktadır. Bu sistemde çoğunluktan ziyade en çok oyu alan ilk kişinin seçilmesiyle sonuçlanan bir yapı vardır. Yürütme organının yasama organının denetiminde olduğu bir sistemdir. Bu sistemde devlet başkanı genellikle hükümet başkanından başka bir kişidir. Bu sistemle yönetilen ülke bir meşruti monarşi yada Cumhuriyet olabilir. Meşruti monarşi ile yönetilen ülkelerde yetkileri sembolik olan bir hükümdar bulunabilir. Parlamenter cumhuriyetlerde ise seçimle iş başına gelen ve yetkileri yine sembolik olan bir devlet başkanı bulunabilir.

Otoriter Rejimler

Bu tür rejimlerin temeli ilk başta siyasal bir partiye dayansa da zamanla bu parti iktidarın mutlak sahibi olabilir. Bu gibi durumlarda iktidar karşıtı muhalefet fitne yayan bir düşman olarak görülür. Siyasal katılım genellikle iktidarı başta tutacak bir amaçladır. Bunun dışındakiler başkaldırı olarak tanımlanır. Seçimler genelde iktidara destek vermek veya miting ve gösterilerde yer alarak yine iktidarı destekleyecek mahiyettedir.

Totaliter rejimler

Mutlak kontrolü amaçlayan rejimlerdir. Birey özgürlüğü ikinci plandadır. Herkes her an izlenmektedir. İnsanların ne yaptıklarını neyi düşündüklerini dahi devlet bilmek istemektedir. Mahrem hayat serbestisi kabul edilmez. Sivil toplum yoktur. Her şeyin ve herkesin devletin denetimi altında olduğu bir rejimdir.

KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI TEORİLERİNİN KONJONKTÜREL MEDYA YAKLAŞIMI BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

Kitle iletişim araçlarının toplumlar üzerindeki etkileri ve kullanım şekilleri kültürel ve ideolojik açılardan farklılık göstermektedir. İçerisinde yaşanılan dönemin durumuna göre medya araçlarının kullanım amaçları da değişebilmektedir.

Ortaçağ döneminde Avrupa’da kilisenin yüksek bir otoriteye sahip olması medya araçlarının da bu otoritenin devamını sağlayacak şekilde gelişmesini ve kullanılmasını sağlamıştır. Bu sayede otoriter kuram gelişmiş ve bu yönelimden beslenmiştir. Sözde aydınlanma ile beraber de Avrupa’da kilisenin baskılarından kurtulma arayışlarının sonucu olarak, dinden uzaklaşan toplumlar nezdinde akılcı düşünceler ön plana çıkmıştır. Bu düşüncelerin ortaya çıkarttığı anlayışsa Liberal anlayıştır. Bu dönemde medya özgürlükçü bir tavır takınırken devlet otoritesinin kendi üzerinde baskı kurmasının yanlış olacağını benimsemiş ve bu şekilde bir baskıyla karşılaştığında da özgürlük kavramı üzerinden kamuoyu oluşturulmuştur. Liberal düşüncenin hakim olduğu toplumlarda medya araçları ilk etapta özgür olarak görülse de daha sonrasında görünmez bağlar olarak adlandırılabilecek. Ekonomik, siyasi ve ideolojik bağlar ile yine bulunduğu dönemin şartlarının devamını sağlayacak propagandist bir anlayış ortaya çıkmıştır. 

Sovyetler (Rusya), Almanya ve İtalya gibi baskıcı ve ırk temelli totaliter ve sosyalist ülkelerdeki toplumların üzerinde medya araçları düzenin devam ettirilmesini sağlayacak propaganda araçları olarak kullanılmıştır. Özellikle medya araçları Stalin ve Hitler döneminde tamamen birer propaganda aracı olarak ön plana çıkmıştır. Bu ülkelerde medya organları genelde ya devlete ait yada devletin sıkı denetiminde varlık göstermektedir. Bu yönüyle bu tip ülkelerde medyanın kamuoyunun sorunlarını dile getirmek gibi bir misyonu istese de üstlenemeyeceği görülmektedir.

Kapitalizmin tüm dünyaya yayılmasıyla birlikte ortaya çıkan küreselleşme algısı gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri sömürme yarışına evrilmiştir. Bu evrimin içerisinde medya da büyük bir rol almıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerin geniş olanaklara sahip ve son teknolojiyi kullanabilen medya organları tarafından gelişmekte olan ülkelerin medya kuruluşlarına karşı bir etki çabası oluşmuştur. Bu çabaların sonucunda 3. Ülkelerin medya araçları gelişmiş ülkelerin medya araçlarının beslenmesini sağlayacak küçük ölçekli etki araçları halini almıştır. Küresel piyasaların hedeflediği ülkelerin toplumları güçlü medya şirketlerinin yardımıyla sıkı bir reklam ve propaganda kampanyası atağı altında bırakılmaktadır.  Bu medya bombardımanı ile medya kuruluşları hedef ülkede yaşayan toplumun istenilen tüketim alışkanlıklarını kazanmasını sağlayan birer öğretici konumuna gelmişlerdir.

Medya günümüzde de çıkar odaklı yayın anlayışı ile hareket etmektedir. Her kurum veya kuruluş kendi ideoloji ve fikri benzerlikleri bulunan topluluklara özel yayın anlayışını benimseyerek çıkarlarını korumaya ve güç devşirmeye çalışmaktadır. Günümüzde tarafsız basın anlayışı da bizdense tarafsız değilse taraflı gibi bir bakış açışına hapis olmuş durumda.

Demokratik ülkelerdeki medya kuruluşlarının yapıları özgür gibi gözükse de bu ülkelerin birçoğunun benimsediği Liberal anlayış, çıkar odaklı gazeteciliğin yükselmesine neden olmaktadır. Medyanın bu sıkı görünür yada görünmez bağlardan arınabilmesinin tek yolu toplum üzerindeki etkisini kaybetmesinden geçtiği için bu bağların tarihin her döneminde olacağı aşikardır.

Genel olarak medya yaklaşımları bulunulan toplum ve onun kültürel anlayışları, rejim, yayın arenasında kabul edilen fikir ve ideolojiler, siyasal sistemler ve bulunulan dönem ile teknolojik gelişimin çevresinde şekillenmektedir. Günümüzde medya hız ile kendisini ön plana çıkartmaya çalışırken geçmişte bunu haber içeriği, görüntü ve video ile yapmaya çalışırlardı. Yaşanılan dönemin koşulları medyanın şekillenmesini sağlamaktadır. Kısaca toplum medyayı şekillendirirken, medyada toplumu şekillendirmekte ve bu durum değişen şartlara göre sadece yöntemleri ve kullanılan araçları yenileri ile değiştirmektedir.

Şimdi paylaş

Yerel Gazeteler ve Gazetecilerin Sorunları

Yerel gazetecilerin en büyük problemi kalifiye elaman bulma konusunda yaşanmaktadır. Gazeteler yerel olmaları nedeniyle kazançları da düşük oluyor ve bu durumda gazetelerin personelleri için ayırdığı ücretinde düşük seviyelerde seyretmesine neden oluyor.

En büyük problem finansman olarak görülürken, personel istihdamında da bu sorun gün yüzüne çıkıyor. Yerel gazeteler ihtiyaçları doğrultusunda personel istihdam etmek istediklerinde karşılayabildikleri maaş tutarı ile çoğunlukla sektörde deneyim edinmemiş yada kısa süreli bulunmuş kişileri seçtiklerinde yeteri kadar personel alımı yapabiliyorlar. Kalifiye eleman temin etmek istediklerinde ise ücreti arttırmak için alacakları personel sayısını düşürmek durumunda kalmaktalar.

Tiraj konusunda da yerel gazeteler büyük sorun yaşamaktalar. Yerel imkânlar ile basımı gerçekleştirilen gazetelerin, satış fiyatları genelde ulusal gazetelere yakın bir konuma gelmektedir. Bu nedenle okurların yerel gazetelere para vererek edinmek gibi bir davranıştan çekindikleri görülüyor. Gazeteler ayakta kalabilmek ve okunurluklarını arttırabilmek için büyük çoğunlukla ücretsiz olarak dağıtılma yoluna başvurmaktalar. Bu durumda, kazanç getirmeyen baskı hizmeti gazeteler için zarar olarak kayıtlara geçiyor.

Ücretsiz dağıtım ile tirajlarını arttıran gazetelerin en büyük gelir kaynağı ve ayakta kalmalarını sağlayan güç ise kamu kurumları ile özel kuruluşların abonelik hizmeti satın almalarıdır. Yerel gazeteler sattıkları abonelikler ile ayakta kalmaktalar. Ancak birçok firma ve kamu kurumu abonelik için belirli standartlar belirlemektedir. Bu standartlara uyana dek ayakta kalamayan birçok yerel gazete kapatılmak durumunda kalıyor.

Kamu kurumlarının ve özel firmaların aboneliklerinden gelen gelir ile hem personel istihdamının yükü hem de ücretsiz olarak basılıp dağıtılan gazetenin maliyetleri karşılanmaya çalışılmakta. Bu nedenle gazeteler haber yayımlarında abonelerinin konu olduğu haberleri zorunlu olarak göz ardı etmek durumunda kalmakta. Bu durumda basının oto sansüre uğramasına neden olmaktadır. Zira basın kuruluşu haberi olduğu gibi verdiğinde, habere konu kurum yada kuruluş abonelik hizmetini iptal ederek gelirin kesilmesi tehdidinde bulunmaktadır. Bu baskı altında yerel gazeteler yayınlarını sürdürmeye çalışıyorlar.

Resmi ilanlar da yerel gazeteler için hayati öneme sahip bir gelir kapısı olarak ön plana çıkmaktadır. Ancak gazetenin bu imkândan yararlanmak için öncelikle en az 2 yıl gibi bir süre günlük olarak çıkması ve bu istikrarını devam ettirmesi gibi ağır şartları yerine getirmesi gerekiyor. Bu şartları yerine getiren gazeteler sadece resmi ilan alarak zor şartlarda da olsa yayım hayatlarını sürdürebilmektedirler. Ancak bu şartlar sektörde çalışan gazeteciler için bazen avantaj olabiliyor. Nedeni ise gazetelerin resmi ilan imkanlarından yararlanmak için fikir işçisi istihdam etmesi ve sigortasının bu şekilde yatırılması şartının da aranmasıdır. Çünkü sektörde birçok gazetecinin ne yazık ki sigortası normal işçi olarak yatırılmakta. Bu şekilde yıllarca emek verip çalışsalar da bu gazeteciler, sarı basın kartı başta olmak üzere gazeteciler için tanınan birçok haktan mahrum kalmaktalar.  

Sektörde çalışan gazetecilerin yaşadıkları en büyük sorunlardan bir tanesi de istihdam edildiği kuruluş tarafından çeşitli işleri de yapmasının istenmesi. Bir gazeteci olarak başladığınız işte patronunuz sizi tasarımcı, baskıcı yada muhasebeci ve ara eleman gibi de kullanmak isteyebiliyor. Bu işleri yapmayı reddetmeniz durumunda da işten çıkarılma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyorsunuz.

Bir İletişim mezunu iseniz bunun sektörde size fazla bir artı getirmesi söz konusu olmamakta. Eğitim almamış birçok kişi sektöre bir gecede girip kendisini gazeteci gibi tanıtabilmektedir. Etik kurallar ve yazım teknikleri gibi temel bilgilerden dahi yoksun kişilerin yalnızca finansal yada siyasal yaklaşımla mesleğin gölgesine sığınması yerel ortamlarda çok daha fazla rastlanılan bir durumdur. Bu durum nedeniyle de gazetelerin tamamı zan altında kalmakta ve basına olan güven sarsılmaktadır.

Çözüm önerileri;

Öncelikle gazetecilik mesleğinin özgür bir ortamda yapılması mümkün olmalıdır. Ancak günümüzde her isteyenin bir iki haber yayımlayıp kendini gazeteci olarak topluma karşı atfetmesi mesleğin içerisinde kronik bir sorun oluşmasına neden olmuştur. Bunun çözümü için her isteyenin gazeteci olabileceği bir ortamın yine sunulması gerekir ama mesleğe gireceklerin halk eğitim merkezleri yada benzeri kurumlar tarafından kısa temel bir eğitime alındıktan sonra mesleğe başlayabilmesine müsaade edilmelidir. Böylelikle gazetecilik bilgisi olmadan ithaf haberler yaparak sonrasında mahkemelerde zor duruma düşen insanların sayısı da azalacaktır. Tecrübesiz ve bilgisiz kişilerin bu sektöre girmesi çoğu zaman hakaret düzeyine varan başlıklar, iftira ve toplumu yanlış yönlendiren içerikli haberler gibi etik dışı durumların yaşanmasına neden olmakta.

Kamu kurumlarının tanıtım ve medya birimlerinin yerel gazete abonelikleri siyasal ve yayınlarına göre değerlendirmesi yerine bir standart belirlenerek aboneliklerin bu standartlara uyan tüm gazeteler için alınması, basının daha özgür ve tarafsız haber yayınlamasının önünü açacaktır.

Yerel gazetelere kurumsallaşma kültürünün öğretilmesi de gerekmektedir. Bir personelin her işe gönderilebileceği algısının muhakkak kırılması gerekliliği önem arz etmekte. Bu düzende ne yazık ki kalifiye elaman yerine, işleri basit standartlara oturtmuş, kendini tekrar eden bir çalışan kesim oluşmakta.  Bunun sonucu olarak da yerel gazetelerin okuyucular üzerin de etkisinin yitirilmesi söz konusu.

Büyük yük getiren fikir işçisi sigorta ücretlerinin daha makul bir seviyeye çekilmesi sektörde çalışan kişilerin haklarının onlara verilmesini sağlayabilir. Zira sigorta ücretinin yüksekliği nedeniyle patronlar fikir işçisi statüsünde sigorta pirimi yatırmaktan kaçınıyorlar.

Şimdi paylaş

Toplumumuz şizofren oluyor – Aykut Baş

Sosyal medyanın hayatımıza girişiyle bilgiye daha hızlı ulaştığımız gerçeğini inkar etmek mümkün değil. Ancak sosyal medyanın en büyük dezavantajı asparagas, yani yalan bilgilerin de sunuluyor olmasıdır. İnsanlar bir zamanlar sosyal medyayı kullanırken, acaba doğru mu diye bir sorgulardı. Mesela TV’lere bakardık, çevremize sorardık. Kısaca bilgiyi teyit etme çabasını güderdik.

Son yıllar ile birlikte sosyal medyada ki asparagas furyası önlenemez bir hale büründü. Normal şartlarda bilgi teyit ihtiyacının da bu oranda artması gerekirken gel gör ki çarpık bilgi ne kadar arttıysa insanların teyit etme ihtiyacı da o oranda düştü. Sosyal medyada öyle bir kitle oluştu ki gördüğü her şeyin mutlak doğru olduğuna inanıyor.

Eskiden algıda seçicilik vardı.

Artık ne yazık ki toplumumuzda algıda üreticilik oluştu. Eskiden düşünce yapımıza göre, bize yakın ve bizim isteklerimize uyan bilgileri paylaşıyor ve destekliyorduk.

Artık asparagas furyası ile birlikte algı üreticiliği başladı. Özellikle sosyal medyada yayılan yanlış ve sahtekar bilgileri kendi amaçlarımız doğrultusunda algılıyor ve doğru olarak yayma çabasına giriyoruz.

En basit bir örnek verecek olursak. Sahte Trump hesabının paylaşımının kısa sürede büyük etki üretmesi ve hiçbir akıllının ya bu hesap gerçekten onun mu diye sorgulayıp hesabı inceleme zahmetinde bulunmaması geldiğimiz noktaya ışık tutan en yakın örnektir. Birileri eğlence amaçlı yapılan sahte içeriği ana haber bültenlerine bile konu etti. Kısa sürede atılan tweet’e Türkçe ve İngilizce çok fazla yorum geldi. Hatta sahte hesaba bizim Türkler İngilizce mesajlar dahi attılar.

Kısaca toplum olarak git gide şizofren oluyoruz. Kendi hayal dünyalarımızı gerçekler olarak görmeye meyilli hale gelmiş haldeyiz. Bizi bu hale getiren sorun ise bilinçsiz ve kontrolsüz medya kullanımıdır. Özellikle gençlerimizde tamamen bir bilinçsiz kullanım söz konusu ve bu durumda onların istenildiği gibi yönlendirilmesine imkan sağlıyor.

Şimdi paylaş

Biraz insanlık alır mıydınız? – Aykut Baş

Mümin müminin kardeşidir diyen bir dinin mensupları hangi ara bu hale geldi. Aksaray’da otizmli çocukları yuhalayan o insan görünümlüleri görünce insanlığı daha fazla sorgulamaya başladım.

Sahi biraz insanlık alır mıydınız?

Toplumumuz sokaklarda kime patlayacağı belli olmayan serseri mayın gibi geziyor. Bir birimize karşı saygı ve sevgiden neden bu kadar yoksun kaldık.

En basit örneği ile toplumsal olarak yapmamız gereken ahlâki davranışlardan dahi yoksun kalmayı nasıl başardık. 

Hepimiz çok bilmişiz. Yok şu şöyle olur mu? Bu böyle olur mu? diyerek öğütler ve eleştiriler vermeyi çok seviyoruz. Eli deynek ile döven bizler, bir kez olsun kendimize bakıyor muyuz? 

Kaçınız elinde bir çöp olduğunda onu elinde yada cebinde bir çöp konteynırı bulana kadar bekletiyor. Yada kaçınız oturduğunuz bir ortamdan kalkarken kirlettiğiniz çevrenizi sizden sonra gelecekleri düşünüp temizliyorsunuz?

Bir örnek vermek istiyorum. İlim yuvası dediğimiz üniversitelerin kantinlerinde, ilim öğrencileri olarak yer alan, artık yetişkin bir birey olan gençlerimizin oturdukları masadan en ufak bir temizlik yapmadan kalkması ne acıdır.  En azından ahlâki açıdan kendisinden sonra gelecekleri düşünüp, o masayı onlara temiz bırakmayı düşünmeyecek yada düşünemeyecek kadar bilinçten uzak yetiştirmişsek.

Allah aşkına deyin hele bu geçlerin yer olacağı toplum ne kadar düzgün olabilir. Daha temizlik denen temel bir ihtiyacı düşünmeyen bir kişilik topluma ne verebilir. 

Basit insanlık gerektiren işleri bile yapmazken, ötekileştirmeye, kin gütmeye, nefrete , zarar vermeye ve gönül kırmaya iş gelince hüner konusunda yarışır oluyoruz. 

Ağızdan çıkan bir kelâmın bir gönlü harap edip yıkabileceğini bilirken, hiç düşünmeden kötü sözleri kusuyoruz.  Saygı ve sevgiyi gömerken kin ve nefreti yeşertiyoruz. Artık kendimize bir gelsek mi? 

Kısaca artık biraz da olsa “insanlık alır mıyız?”

Şimdi paylaş

Dava meselesi değil koltuk davası – Aykut Baş

Kimilerinin derdi hizmet etmek değil, bulunduğu şehri ele geçirmek. Aç gözlülükleri ile her yer bizim olsun diyorlar. Türlü oyunlar, türlü planlar yapıyorlar. Bunların ki dava meselesi değil, koltuk davasıdır dostlar. 

Deri makam koltuğuna aşık olanlar, bu koltuklara kök salıp küçük sultan olma derdine düşenlerin unuttukları bir şey var. 

Cumhuriyet! sultanların değil millet hizmetkârlarınındır. Davası koltuk olanın sonu millet nezdinde çöplük olur. Bu millet hiç bir zaman yanlışa düşmemiş, hep doğru olanı geçte olsa görmüş ve değerli kılmıştır.

Yine öyle olacaktır.

Makamzadeler ne kadar kök salarsa salsınlar, sonunda millet testeresi ile budanacak o koltuklardan def edileceklerdir. 

Kendi cebi, makamı ve hırsı peşine düşüp herşeyi ve her yolu kendine mübah gören koltuk davalıları, elbet bir gün yanlış yola düşdüklerini, yanlışa meyil ettiklerini anlayacaklardır. Ancak o gün has dava binasının son kolonunu da kestikleri gün olacak ve altını oydukları dava bilinci tepelerine çöküp sonları olacaktır. Ülkemiz genelinde ne yazık ki bu vaziyeti görebiliyoruz. 

Keşke erdemli bir şekilde ben değil de biz diyebilseler ve ben şehrim için çalışacağım düsturu ile şehri için hayali ve ideali olan herkesi toplayıp, hak ile makam için yarışsalar. Ama siyaset dediğin ne yazık ki ne kadar temiz yapmaya kalkarsan kalk, leş kargalarının saldırısına seni elbet bir gün maruz bırakıyor.

Hep söyledim yine söylüyorum. Ak Parti AKP’lilerin eline geçmiştir ve acilen temizlenmelidir. Eski dava erleri nerede sorusu artık sorulmalı ve onlarla hakkatli istişareler yapılmalıdır.

En azından son kalelerde yıkılmadan yapılması lazım…

Hayırlısı olsun. Geç olmadan en hayırlısı olsun. 

Şimdi paylaş

Küresel Medya Tekeli ve Türkiye’ye Yönelik Dezenformasyon – Aykut Baş

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte Küresel Medya’nın tekelleşmesinin ne gibi sonuçlar doğuracağı açıkça görüldü.

Tüketim ekonomisi modeli ile her geçen gün daha fazla üretim ve daha fazla tüketim ihtiyacının artması ile birlikte üretilenlerin küresel anlamda pazarlanması ve sömürü odaklı bu sistemin çıkarları doğrultusunda halk kitlelerinin yönlendirilmesi amacı ile medya sektörü önemli bir propaganda ve dezenformasyon aracı olarak ön plana çıkmakta.

Barış Pınarı Harekatı ile birlikte küresel medya tekelinin operasyonu, yabancı toplumlara özellikle Avrupa ve Amerika toplumuna Türkler ve Kürtler’in savaşı şeklinde yansıtma amacında olması ve dezenformatik bilgiyi bolca kullanması, bu bölgelerde bulunan toplumlarda istenilen algının inşa edilmesini sağlamakta ve neticede devletlerin politik adımlarının zemin dayanağı oluşturulmakta.

ABD merkezli şirketler tarafından, operasyonun ilk anlarından itibaren Türkiye dışına yönelik olarak yabacı dillerde, Türkiye’nin haklı operasyon gerekçelerini yayınlayan hesapların kısıtlanması ve kapatılması yolu ile doğru bilgi baskılanırken, dezenformasyona dayalı yanlış bilgi içeren paylaşımların yayıldığı hesapların ilgili platformlarca kısıtlanmalara maruz kalmadan serbestçe dolaşıma sokulması, ülkemizin bilişim alanında acil adımlar atarak uluslararası toplumlara ulaşabilmek için yeni güç olan “interneti” yönlendirebilecek potansiyele sahip küresel aktörleri ortaya çıkartması gerekliliğinin bir kez daha gözler önüne serilmesine vesile oldu.

Avrupa’da medyanın tamamının propagandist bir yaklaşımla verdikleri bilgiler Hükumetlerin politik olarak terör unsurlarının yanında yer almasının meşrulaştırılması ve bu kararların toplum nezdinde kabul görmesi için ciddi ve yoğun bir şekilde sunulmakta.

74 Kıbrıs barış harekatında Türkiye’ye yönelik durdurma girişimlerinin netice vermemesi sonrası başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye yönelik ambargo kartını çekmesi girişimi Barış Pınarı Harekatı ile birlikte yeniden devreye sokuldu. Ambargo kararlarının alınması için medya önemli bir misyonu üstlenerek zemin inşasında görev alıyor.

Avrupa ve ABD medyası tarafından haberin gerçekliğinin inşası süreci tamamen politize bir sansür ve baskıya uğramakta ve bunun sonucu olarak terör örgütü ve yaptıkları görmezden gelinerek Türkiye baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Ne yazık ki Türk medyası ve alternatif medya kaynakları doğru bilginin yayılması için gereken güce sahip değiller ve ulaşabildikleri kısıtlı kitleye de Türkiye’nin haklı müdafaasını anlatma kabiliyetinden yoksunlar. Operasyon başlamadan önce zemin inşası görevini üstlenerek Dünya’ya Türkiye’nin müdafaa hakkını duyurmaları gerekirken. Bizim medyamız dışarıya karşı kör kalmış ve operasyonun başlaması ile birlikte bu körlüğün neticelerinin ortaya çıkması ile birlikte medyamız dışarıya yönelik gözlerini açmak istemiş olsada ne yazık ki operasyonun 6. Gününe gelinmiş olmasına rağmen gerekli bilgi akışı etkili bir şekilde halen sağlanamamakta.

Sahada elde edilen kazanımlar ne üzücüdür ki küresel anlamda güçlü bir medya propagandası ile meşrulaştırılamadığı için haliyle egemen medyanın pompaladığı işgal dezenformasyonu rüzgarı Dünya genelinde başarıyla esiyor.

Bu süreçte ülkemiz güçlü bir alternatif medya aracının ortaya çıkması için medya lobisi yaparak egemen medya içerisinde yer edinmiş yabancı bireyleri devşirmelidir.

Yıllardır ülkemize yönelik uygulanan “Kuş Yumurtası Üretme” taktiği ülkemiz tarafından özellikle Batı dünyasına yönelik olarak uygulanmalıdır

Şimdi paylaş

Barış Pınarı Harekatına Giden Süreç ve Amaçlar – Aykut Baş

Türkiye Amerika Birleşik devletlerinin uzun zamandaır terör örgütü PKK ve uzantılarına yönelik açık desteğini dillendirmekte ve muhattaplarından bu desteğin sonlandırılmasını talep etmekte. Ancak ABD gözümüzün içine baka baka teröre destek  vermeye devam etti.

Kamuoyunda ABD ile güvenli bölge görüşmeleri amacıyla masaya oturulma sürecinde yoğun bir tepki oluşsa da bu yola girildi. Bunun devlet nezdinde ilerleyen süreçte uygulanacak keskin politikalar için uygun zeminlerin oluşturulması amacıyla yapıldığı kanaatindeyim.

Neticede ABD ile masaya oturuldu ve bir karar alındı. Alınan karar doğrultusunda askeri ve politik tüm hamleler yapıldı. Ancak ABD bölgede Türkiye’den çok kendi güdümünde ve istediği gibi savaştırabileceği milis güçlerin olmasını istiyor. Bu amaçla da PKK ve uzantılarına destek vermeyi sürdürüyor. Bu süreçte de varılan mutabakat çerçevesinde Türkiye oyalanarak terör unsurlarına zaman kazandırılmaya çalışıldı.

Ancak Türkiye bu süreçte ABD’nin bölge üzerinde ortak uçuş yapma, bölgede devriye atma gibi oyalama taktikleri sırasında olası operasyon sahasını güvenli bir şekilde tespit ve teşhir etme olanağını kullanmayı ihmal etmedi.

Neticede ABD ile mutabakat adı altında bölge deki terör unsurlarının konumları tanımlanırken, operasyonun gerçekleştirilmesi için gereken lojistik destek ve yığınak sınır bölgesinde yapıldı.

85 bin civarında personel ve buna ek olarak 20 bin civarında ÖSO unsuru eğitimden geçirildi ve bölgenin çevresine

konumlandırıldı.

Barış Pınarı Harekatının Amaçları

Türkiye Barış Pınarı harekâtı ile bölgede kurulmak istenen terör devleti yapısını ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Bölgede terör baskısı nedeniyle gittikçe artan huzursuzluğun yol açacağı olası göçü engellemek istiyor.

Neredeyse 10 yılını geride bırakan Suriye iç savaşının sonlanmasının sağlanması için ülke içerisinde yayılan siahlı milis grupların artık ortadan kaldırılması ve masaya oturacakların keskin bir şekilde belirlenmesini istiyor.

Operasyonun yapılmasında en önemli etkenlerden biriside artık ekonomiye ağır gelmeye başlayan sığınmacı yükünün azaltılması ihtiyacı. Bölgenin temizlenmesi ile Türkiye Fırat’ın doğusunda yaklaşık 2 milyon sığınmacının yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlamasını amaçlıyor.

Operasyonun sonucunda elde edilecek kazanımları ise şu şekilde sıralabiliriz.

877 km’lik Suriye sınırı güvenli hale getirilerek sınır köy ve şehirlerimiz güvence altına alınacak.

2 milyona yakın sığınmacı yeniden kendi ülkesinde yaşamaya başlayacak.

Suriye sorununda Türkiye’nin konumu daha fazla güçlenecek.

Büyüyen ve güçlenen terör tehdidinin büyük bir kısmı bertaraf edilecek ve bu örgütlere sağlanan silah ve ekipman yardımları ellerinden alınmış olacak.

Ülkemiz üzerindeki göç baskısı azalacak.

Ekonomik açıdan baktığımızda da yeniden inşa süreci Türk inşaat sektörünü yeniden domino edecek bir hareket sağlayacaktır.

Şimdi paylaş

On altılık kapitalizm

On altılık kapitalizim

Birleşmiş milletler genel kurulunda 16 yaşında bir kız çocuğunu çıkartıp. Çevre konusunda yarı ağlamaklı yarı şirret bir tonda çevrenin kirletilmesi konusunda eline verdikleri kağıdı okuttular. Sonunda da aralarında Türkiye’ninde olduğu bir kaç ülkeyi şikayet ettiler.

Çevreyi kirletme konusunda dünya sıralamasında hayli geride olan bir ülke olan Türkiye’yi sanki en büyük zararı verenlerden biriymiş gibi lanse etmek kimin aklına gelir diyeceğim ama muhtemelen hepiniz cevabı biliyorsunuz.

Kapitalizm canavarının kolu ve bacağı vedahi gövdesi olan Çin , ABD ve Avrupa Birliği kendi eserlerini gizlemek adına bir 16 yaşında çocuğu kapitalist ruhun pencesine teslim edip, popülarite ve algı yönetimi için kullanmaktan çekinmiyorlar.

Normalde kir halının altına toplanır ya bunlar halıyı komple başka odaya götürüp kendi kirlerini gözlerden saklamaya çalışıyorlar. Yani asıl kirli oda saklanıp gözlerden ırak olurken göstermelik vitrin odaya bizi utanmadan koyu verdiler.

Klasik algı yönetimi tekniklerinden üçünü bir araya koyup servis ettiler dünyaya.

1. Çocuk : bir çocuğun gelecek hakkında konuşması ve korkularını endişelerini dile getirmesi etkileyici ve yetişkin bir bireyden daha fazla dikkat çekici.

2. Çevre : Doğa algısı ile tüm kitlelerin mantığına oynadılar.

3. Duygusallık ve Drama : Bir çocuğun ağlamaklı ve oldukça sinirli haliyle kitleleri duygusal bir ortama çektiler.

Sonuç etkileyici ve amacına ulaşan bir propaganda ve şarşıtmaca başarısı.

Şimdi paylaş

Soltiristler Türedi Güzel Memleketimde

Soltiristler türedi güzel ülkemde.

Eskiden sol veyahut sağ dediğimizde aklımızda bir şeyler canlanabiliyordu. Ancak günümüzde kimin eli kimin cebinde belli değil. Sağ görünümlü solcular yada sol görünümlü sağcılar türedi heryerde, hadi bunu anladık bunu bir nebze olsun tolere edebildik. Peki son dönemde ortaya çıkan ve azımsanmayacak oranda bir sayıya sahip soltirist bir kesim var buna ne diyeceğiz.  Terör örgütü PKK’ya sempati duyan yada açıktan destekleyen bir kesim artık kendisini sol olarak tanımlıyor. Profil resmi Atatürk olan ve terör örgütüne sempati duyan yüzlerce sahtekar türedi etrafta.  Yani milli değerlerimizide kendilerine kamuflaj olarak kullanmaktan çekinmiyorlar. 

Nitekim bu yazının konusu Sol görüşü kendine siper eden terör seviciler olsada, sağ görüşü kendine siper edip terörü sevenlerde yok değil. Yada onları görmezden geliyor değilim. Ortak noktası terör olan bu iki ayrı grup gibi gözüken şahsiyetsizler aslında tek çatı altında var olan bir grup. “TERÖR GRUBU”

Bu müsvetteler ortalıkta cirit atıyor ve ne yazık ki büyük çoğunluğu gençliğimizden oluşan toplumun büyük bir kısmıda onları birer kanaat önderi gibi varsayıp peşlerine düşüyorlar. Kurtlar peşinde gezen kuzular doldu dört yanımız. En yakın bir örnekle konuya bakacak olursak.

Dün siyasi bir malzeme olarak ülkemiz genelinde çıkan yangınları kullanan bazı Soltirist elemanlar terör örgütü PKK’yı duyunca sessiz bukalemunlara dönüştüler. Zaten onlardan beklenende bu…

Sırf konuşmak için konuşup ideolojik bakış açıları ile her olaya yaklaşıp, işine gelene çığlık atıp, hoşuna gidene pis pis gülümseyen şaklabanlar ve yeri geldiğinde bilmeden onların peşine düşen binlerce insanımız var.

Ne yapmak gerek, okutmak bilgilendirmek mi?

Yada her bireye dezenformasyon ve kitle psikolojisini öğretmek mi lazım?

Yoksa kolay bir şekilde yönlendirilen gençlik ve algısı ile işimiz  çok ama çok zor.

Şimdi paylaş

Kayıp Gençlik

Her geçen gün gençliğimizi biraz daha kaybettiğimiz bir gerçek. Ne yazık ki Avrupa’i yaşam tarzının kültür çatışmalarından başarıyla çıkıp hayatımızın her alanına müdahale ettiğini görüyoruz.

Özellikle her yeni NESİL’de bu müdahale artıyor. Elimizden kayıp giden bir gelecek ile karşı karşıya kalıyoruz. Gençlerimizin büyük kısmı boş ve tüketim odaklı hevesler peşinde zayii olup gidiyor. Üretim toplumları kapitalizm sisteminin değirmeninde tüketim odaklı aptal toplumlara evriliyor.

Bu yüzden diyorum “KAYIP GENÇLİK” diye. Çünkü gençliğimizi hızla kaybediyoruz. Gençliğimizi kaybettikçe buna paralel olarak geleceğimizi de kaybediyoruz. Lüks kahve ve restoran zincirlerinde aylık kazançlarını gömerken, mutlu görünmek ve sosyal medya hesapların da kendini önemli göstermek için hayatını süslü bir abartılmış belgesel olarak sunan gençlerimiz yalnızca tüketme odaklı bir zihni yapı ile hareket ediyorlar.

Tek amacı karşı cinsle münasebet ve eğlence olan bir gençlik ortaya çıkıyor.

Ne yazık ki kültürel açıdan artık eski Türk aile yapısı ve gençlik anlayışı yok. Bu değerler büyük bir bozulmaya uğradı.

Geleceğimizi kurtarmak için gençliğimizi kurtarmak zorundayız. Üniversiteye gelmiş öğrencilerin eskinin ilk okul çocukları gibi davranıyor olması, öğretmenlerine karşı saygısız davranışları, kulaktan dolma bilgiler ile hareket eden yönlendirilebilir bir yapıya sahip olmaları gelecek ve gençlik için büyük alarmın tetikleyici unsurları.

KAYIP GENÇLİK’i bulmalıyız yoksa hem geleceği hem gençliği kaybediyoruz.

Şimdi paylaş